Browsed by
Yazar: aydanay

Neden Malezya

Neden Malezya

Penang Sokakları
Malezya’ya gideceğimi söylediğim pek çok kişiden benzer yüz ifadesi ile ‘Neden Malezya?’ sorusunu duydum, devamında da içlerinden gidecek yer mi kalmadı diyen arkadaşlarım da oldu.😊

Neden bu ülkeyi seçtiğimi, rotamı belirlerken beni nelerin etkilediğini, heyecanlandırdığını ve kısaca nelerle karşılaştığımı öğrenmek isterseniz sizi yazının devamını okumaya davet ediyorum; buyrunuz.

Borneo Yağmur Ormanları’nın büyük bir kısmının Malezya’da olması Malezya’yı seçmemdeki en büyük etkendi.

Borneo Orangutans
Borneo Orangutans

Borneo Yağmur Ormanları orangutanları doğal ortamlarında gözlemleyebileceğiniz dünyadaki 2 yerden birisi.
Orangutanlar dışında şişe burunlu maymunlar olarak da bilinen Proboscis maymunları da sadece bu habitatta yaşıyor. 

Canopy Walk
Borneo Yağmur Ormanları

Unesco Kültür Mirası içerisinde yer alan Penang şehri de Malezya’yı seçme nedenlerimden birisiydi. Metaryallerle süslenmiş sokak resimleriyle ünlü Penang şehri uzun zamandır hayallerimi süslüyordu.

Penang
Penang Sokakları

Dalış yapanlar için kutsal sayılan yerlerden Sipadan yine Malezya’da Borneo Adası’da bulunuyor. Her ne kadar zamansal ve bütçesel nedenlerle Sipadan’da dalış yapmayacak olsak da varlığı bile güzeldi😊

Borneo Adası’nda 3 ülke; Malezya, Endonezya ve Burunei Sultanlığı yer alıyor. Bu da bence adayı çok çekici hale getiriyor. Borneo Ormanlarının Endonezya topraklarında kalan kısmını da görmek isterdim ama zaman kısıtı gibi klasik sebeplerle rotama dahil edemedim.

Başkent Kuala Lumpur’daki Batu Mağaraları da yine ilgimi çeken bir noktaydı. Kuala Lumpur’da en sevdiğim ve keyif aldığım yer de burası oldu zaten.

Batu Caves
Batu Caves

Yukarıda saydıklarım hiç tereddüt etmeden Malezya bileti alma sebeplerimdi. Bir de okuyup araştırdıkça ilgimi çeken, rotamı güzelleştiren noktalar oldu:

Borneo Yağmur Ormanları orangutanlar ve pek çok kuş türü dışında minik Asya fillerine de ev sahipliği yapıyor; ayrıca dünyanın en büyük çiçeği rafflesia da bu coğrafyada yetişiyor.

Borneo Adası’da bulunan Kota Kinabolu şehrindeki Tunku Abdul Rahman Milli Parkı’nda bulunan adalar eğer Sipidan’a dalış veya şnorkel için zaman ve bütçe ayıramayacaksanız güzel bir alternatif. En azından Borneo’nun o muhteşem sularıyla tanışabilirsiniz. Ancak muson dönemindeyseniz turkuvaz sular maalesef o kadar berrak olmuyor, benden söylemesi.

Manukan
Manukan Adası

Penang’a kadar gitmişken bir feribot yolculuğu ile ulaşabileceğiniz Langkawi adası size dünyanın en yüksek köprüsünde yürüme, Mangrove ağaçlarıyla tanışma fırsatı sunuyor.

Mangrove
Mangrove Agaçları

Langkawi’den feribotla Tayland adaları’na 1-2 saatlik yolculukla geçiş yapabiliyorsunuz. 

Eğer Kuala Lumpur’daysanız Singapur hemen yanıbaşınızda.

Özetle şimdi geriye dönüp baktığımda iyi ki gitmişim dediğim yerlerden birisi oldu benim için Malezya. Başkent Kuala Lumpur ve sevimsiz Petronas Kuleleri ile ünlü olsa da keşfedecek bir sürü nokta sunduğu için çok güzel anılar ile ayrıldım.

Langkawi Gökyüzü Köprüsü
Langkawi Gökyüzü Köprüsü
Fas’ın Mavi Şehri Chefchaouen

Fas’ın Mavi Şehri Chefchaouen

Mavi Şehir Chefchaouen

Fas’ın kuzeyinde yer alan Mavi şehir Chefchaouen’ı rotama dahil ederken merak ediyordum, seveceğimi tahmin ediyordum ama bu kadar seveceğimi bilmiyordum. Şafşavan diye okunup Chefchaouen olarak yazılan bu şehir hayal ettiğimden daha güzel çıktı; neredeyse tüm evler, kapılar, sokaklar, kaldırım taşları her yer mavi boyalı idi. Ve biz sanki şehir bizim oyun alanımız gibi sokaklarda kaybolduk ve hemen hemen her yerde fotoğraf çektik.

Fas gezi rotamızı çıkarırken haritada önce Sahra Çölünü işaretlemiş sonra da Chefchaouen’a bir yıldız koymuştum. Zaten Marakeş’e ineceğim için kendimi kocaman bir üçgenin içinde buldum. Ve tabii ki kısıtlı zamanım vardı 🙂

Genel Fas Rotamız: Marakeş – Sahra Çölü- Şafşavan

Chefchaouen Neden Mavi ?

Chefchaouen’in mavi bir şehir olmasının sebebi kutsal kitaplarında Yahudilere hitaben yazılmış bir ayet. Ayette Yahudilerin ibadet giysilerinde mavi iplikler kullanılması emredilmiş. Ayrıca mavinin cenneti ve Tanrıyı simgelediği inancı hakimmiş. O dönemde İspanyadan sürülen ve buraya yerleşen Yahudiler de tüm şehri maviye boyamışlar. Şehirde artık Yahudi nüfusu kalmasa da bu gelenek devam ettiriliyor.

Chefchaouen’in Renkleri

Chefchaouen’a Nasıl Gidilir?

Chefchaouen’a en yakın büyük şehir Fes. Fes’e aracınızla ya da trenle gelip buradan otobüsle Chefchaouen’a geçebilirsiniz. Otobüs yolculuğu yaklaşık 5 saat sürüyor. 

Biz arabayla Fes üzerinden 3,5 saatte ulaştık.  Yol tam bir dağ yolu, kıvrıla kıvrıla tırmanıyorsunuz, keyifli. 

Rif Dağları’nın eteklerinde kurulmuş bu kente ilk girdiğimizde dağın eteklerinde mavili beyazlı bir şehir sizi karşılıyor. Güzel gözüküyor ama beni çok etkilemedi. Kafamda uzaktan baktığımda daha mavi bir şehir görseli vardı sanırım ama hayalimdeki görsele şehrin içine girince kavuştum.

Mavi Şehir Şafşavan

Chefchaouen Konaklama: 

Şehir Rif dağlarının yamacına kurulmuş, inişli çıkışlı ve bol basamaklı. Ama mavilikler içerisinde yürürken bunun farkına bile varmıyorsunuz. 

Konaklama için hostellerden tutun da çeşitli fiyat alternatiflerinde oteller mevcut. Surların içerisinde kalan eski şehirde konaklamanızı öneririm. Mavi şehiri gezmeniz daha kolay olacaktır. Mavi şehrin içerisindeki pek çok noktaya araç ile ulaşım olmadığını da belirteyim. Eğer özel aracınız ile seyahat ediyorsanız civardaki otoparklara aracınızı bırakıp kalacağınız yere yürümeniz gerekiyor.

Mavinin Şehri Chefchaouen

Chefchaouen’da Neler yapılır/ Notlar:

Chefchaouen, sokaklarında kaybolunmayı hakeden bir şehir. Biz de sabah akşam kendimizi sokaklara bıraktık. Fotoğraf çekmeye doyamadık. Eski şehrin merkezinde bir camii var. Meydanda da turistik lokantalar ve hediyelik eşya satan dükkanlar var. Biz buraları hızlıca gezip ara sokaklara daldık.

Esnaf iletişime çok açık ve Türk olduğunuzu öğrenince çok fazla ilgi gösteriyor ama ısrarcı değiller. 

Şehir tabii ki çok turistik. Ama buna rağmen çok güzel. Bir de turistik olmasına rağmen yerel halkla çok biraradasınız. Beğendiğiniz bir kapının önünde fotoğraf çekerken birden kapı açılıyor ve evden çıkan teyzelerle selamlaşabiliyorsunuz. Hatta kendinizi kaptırdıysanız evlerine girmek için sizin çekimlerinizin bitmesini bekliyorlar gülerek.

Mayıs sonunda yaptığım bu Fas seyahatinde çölde sıcaklık farkından dolayı gecelerin oldukça soğuk olacağını düşünmüştüm. Çölde hiç üşümedim, hatta gece polarımı bile giymedim ama Chefchaouen’da dondum. Gün karardıktan sonra hava birden değişti. Şehir yüksekte ve dağların arasında yer aldığı için oldukça serin oluyor, yanınıza kalın bir şeyler alabilirsiniz.

Sadece gezmek ve fotoğraf çekmek amacındaysanız bir gün yeterli olacaktır. Şehir girişinde trekking tabelaları ve kamp alanı yönlendirmeleri gördük ama planımızda olmadığı için araştırmadık.

Eğer yolunuz Fas’a düşecekse rotanıza mutlaka Chefchaouen’ı da almanızı öneririm. Mavi sokaklara yolunuzun düşmesi dileğiyle…

Chefchaouen Sokakları
Yıldızların Altında Büyük Sahra Çölü

Yıldızların Altında Büyük Sahra Çölü

Sahra Çölünde develerle yolculuk

Vizesiz olduğu için mi öncelik vermedim yoksa uygun fiyatlı bir bilet yakalayamadığım için mi bilemiyorum ama yıllardır ertelenmiş bir seyahatti Fas benim için. Fas’ı her hayal edip gitmeyi düşlediğimde aklıma ilk gelen ise Sahra Çölüydü. Bu nedenle aylar önce Fas biletimi aldığımda ilk durağım belliydi. 

Sahra Çölü’ne Nasıl Gidilir?

Sahra Çölüne nasıl gidilir, Büyük Sahra Çölü nerede derseniz gitmek için birden fazla seçeneğiniz var. Eğer zamanınız kısıtlıysa Marakeş’ten 3 günlük bir tur satın alabilirsiniz. Bu turlar size ulaşım ile beraber çölde bir gece konaklama ve yol üzerindeki çeşitli yerleri görme imkanı sağlıyor. Fiyatları 80 eurodan başlıyor sanırım, ben tur ile gitmediğim için detaylara çok hakim değilim. 

Biz Frankfurt aktarmalı Marakeş’e uçtuk. Marakeşten araba kiralayıp Merzouga’ya gittik. Marakeş – Merzougo arası yaklaşık 560 km ve yollar çok güzel. Yol üzerindeki Ouarzazata’ya doğru giderken meşhur Tizntichka geçidini aşıp Atlas Dağları’nı selamlayacaksınız. Benim hiç bitmesin istediğim bir yollardan biri olarak hafızama kazındı.

Tizntichka Geçidi

Eğer bizim gibi araç kiralayarak seyahat ediyorsanız ve az biraz zamanınız varsa yolda Ourzazata civarlarında konaklayıp ertesi gün yola devam etmenizi öneririm. Ayrıca bu civarda Game Of Thrones’un çekildiği Unesco korumasındaki Aid Ben Haddou’ya da uğramayı atlamayın. Biz vaktimiz az olduğu için Marakeş’ten çıkıp Aid Ben Haddou’ya uğrayıp Merzouga’ya gittik. Yol üzerindeki bazı noktaları hızlıca geçmemiz gerekti ve oldukça yorucu bir yolculuk oldu.

Aid Ben Haddou

Sahra Çölü’nde Bir Gece

Sahra Çölü nerede sorusunun yanıtı Afrika olmakla beraber ek cevap olarak Merzouga da verilebilir.  Merzouga için Sahra’dan önceki son çıkış diyebiliriz sanırım. Cezayir sınırına oldukça yakın olan bu kasaba adeta çöl için kurulmuş gibi. Haliyle çöle gelen herkesin konaklama noktası. Bu nedenle Sahra’ya kendi imkanlarınızla gidecekseniz ilk hedefiniz Merzouga olmalı 🙂 

Sahra Çölünde Gün Biterken

Bizim seçtiğimiz otelin hem Merzouga içinde bildiğiniz otel konaklama hem de Sahra’da çadırda konaklama seçenekleri vardı. Biz arabayla varacağımız ilk gün/gece için otelde bir oda, ertesi gün için de Sahra’da çadır rezervasyonu yapmıştık. Marakeş’ten Merzouga’ya yolculuğumuz zaten çok uzun sürdü (10 saat kadar), gece 01:00 gibi otele ulaştık ve hemen uyuduk. Ertesi gün ise çöle gidene kadar dinlendik. İsteyenler için gün içerisinde çölde jiplerle safari, çölde sörf, fosil parkı ziyareti gibi aktiviteler de var ama biz dinlenmeyi tercih ettik.

Seçtiğimiz çadır konaklamaya şehirden çölün içerisinde kurulu çadırlara develerle ulaşım da dahil. Saat 18:00 civarında sizi otelden alıp develerin olduğu bölgeye götürüyorlar. Develere binip hoplaya zıplaya yola çıkıyorsunuz. Düz yol yine fena değil de kumda deve üzerinde olmak hem zor hem de garip bir duygu. Yaklaşık 45 dakika çölde yolculuk yaparak sarı kumların arasına gizlenmiş çadırlarımıza ulaştık. Kum tepelerinde çocuklar gibi oynayıp, yuvarlanıp fotoğraf çekmeye doyamadan güneşi batırdık. Akşam yemeğimiz bizim için hazırlanan ortak çadırdaydı. Burda yediğimiz tajin dedikleri toprak kaplarda pişen tavuklu güveçleri sanırım yediğim en lezzetli yemeklerdendi. Yemek sonrası ortak alanda Afrika ve Fas müziklerinden bir sunum yaptılar, çok uzun sürmediğine sevindim çünkü gökyüzü muhteşemdi… Afrika kıtasında, Dünya’nın en büyük çölü Sahra Çölü’nün bir yerlerinde uzanıp sadece yıldızları izlemek hayallerimden birisiydi ve artık gerçekti.

Sahra Çölü

Sahra Çölü’nde Konaklama

Çölde sizin için kurulan çadırlarda konaklayabiliyorsunuz. Gitmeden önce geceleri çok soğuk olduğunu, verdikleri battaniyelerin yetersiz ve çok  da temiz olmadığına dair bir şeyler okumuştum. Bu yüzden yanıma çok ince bir uyku tulumu almıştım, hem soğuktan korur hem de çok pis ise işe yarar diye. Evet çok işe yaradı ama ne hijyenden ne de soğuktan dolayı. Biz çadıra girmeyip yıldızların altında uyumayı istedik. Bu yüzden de ortak alanda bulunan sedirlere uyku tulumlarımızı alıp serildik ve yıldızları izleye izleye uyukladık. Bu durumu anlatacak tek bir sözcük biliyorum; muhteşemdi!

Çöl de deniz gibiymiş meğer, oturup saatlerce seyredebilirmişsin.

Muhteşem gün doğumları ve gün batımları yaşatırmış, unutamazmışsın.

Yolunuzun Sahra Çölü’nden geçmesi ve o yıldızları izlemeniz dileğiyle…

Büyük Sahra Çölü
Vietnam Gezi Rehberi

Vietnam Gezi Rehberi

Vietnam Halong Bay

2016 yılı Kurban Bayramını fırsat bilerek gittiğimiz Vietnam’ı çok yoğun bir program içinde gezmiş olsak da insanlarıyla, yemekleriyle, müzikleriyle (!), şehirleriyle biraz tanımış olduk. Maalesef çabucak biten Vietnam gezimizde Halong Bay’in güzelliğine hayran kaldık, Ho Chi Minh’in trafiğinde ve gürültüsünde yorulduk, Hoi An’da fotoğraf çekmeye doyamadık ve gidemediğimiz Sapa’da aklımızı bırakıp geldik. Vietnam’da nereler gezilir, Vietnam vizesi nasıl alınır diyorsanız sizi yazının devamını okumaya davet ediyorum.

Vietnam Vizesi Nasıl Alınır ?

Vietnam vizesinin nasıl alınacağı konusunda bir sürü hurafe dolaşıyor ortalıkta. Biz gitmeden önce Vietnam’daki bir acenta aracılığı ile 60 usd ödeyerek davet mektubu aldık. Vize için de bu davet mektupları ve birer fotoğraf ile 25 usd daha ödeyerek kapıda başvuru yaptık. Davet mektubumuz hazır olduğu için vize almada bir sorun yaşamadık. Sadece işlemler biraz yavaş ilerliyor.

Yeşil pasaport sahiplerinden vize istenmiyor.Eğer yeşil pasaport sahibiyseniz girişte sorun yaşamamak için yanınıza bu konudaki resmi bilgilendirme yazısını almakta fayda var.

Halong Bay

Vietnam’da Nereler Gezilir?

Bir haftada gezdiğimiz Vietnam için gezi rotamızda sırasıyla Ha Noi, Halong Bay, Hue, Hoi An ve Ho Chi Minh yer alıyordu. Bu gezi rotasını deneyimledikten sonra söyleyebilirim ki neredeysen kuzeyden güneye tüm ülkeyi gezmeye çalışmak yerine  kuzeyde kalıp Ha Noi, Halong Bay ve Sapa bölgesini görmeyi tercih ederdim. Gidemediğimiz Sapa’daki pirinç tarlalarında gerçekten aklım kaldı.

Ha Noi: Sokak yemekleri ile ünlü şehir Vietnam’ın günümüzdeki başkenti. Bizim de gördüğümüz ilk şehir olduğu için kalabalığı, trafiği karşısında biraz şaşkınlık yaşadık. Şaşkınlığımızın yerini sokak yemeklerinin lezzetine bırakması neyse ki çok uzun sürmedi. Bir gecede neredeyse bir saat arayla 3 farklı yerde yemek yedik ve hepsi de çok güzeldi 🙂
Başkentte Literatur Tapınağı, Ho Chi Minh’in mozelesi, Kılıç Gölü ve çevresi gibi gezilebilecek yerler var ama bizim sadece 1 gecemiz vardı ve onda da biraz göl çevresinde yürüyüp sokaklarda gezdik.

Ha Noi

Halong Bay: 2 gün 1 gece içeren tekne turunu yaklaşık 100 usd ödeyerek satın aldık. ( Bu fiyata tekne turundan dönünce gideceğimiz Hue otobüs bileti de dahildi) İrili ufaklı 2000 e yakın adacığın olduğu körfezde uyanmak muhteşemdi. Eğer isterseniz kano veya yüzme imkanınız da oluyor.

Halong Körfezi

Hue: Eskiden İmparatorluk bakşenti olan Hue’ye Ha Noi’den gece otobüsü ile ulaştık. Koltuklar yatak olabildiği için oldukça konforlu bir yolculuktu. Ortasından geçen Parfüm Nehri Hue’yi ikiye ayırıyor.  Yasak Mor Şehir olarak da geçen eski İmparatorluk Sarayı gerçekten etkileyici. Bu bölgede şehre yakın mesafelerde gezilebilecek çok fazla tapınak vardı ancak zaman kısıtından dolayı sonraki sefere bıraktık.

Hoi An: Benim en sevdiğim şehirlerden birisiydi ışıklar şehri Hoi An. Eski şehrin lattern denilen fenerlerle aydınlatıldığı bir festivale denk geldik. Festival nedeniyle biraz kalabalık olsa da sokakları çok keyifliydi. Eski şehrin tam merkezinde bulunan pazarda ise yemek yemeğe doyamadık. Hoi An’ın bir de terzileri ve ipeği meşhur. Seçtiğiniz kumaşlardan sipariş verip size özel elbiseleri 1 gün içerisinde alabiliyorsunuz. Gün birlik mutfak turları da yaygın; bu turlarda pazar alışverişini yapıp Vietnam mutfağından çeşitli şeyler pişiriyorsunuz. Biz sadece yemeyi tercih ettik 🙂

Hoi An

Ho Chi Minh: Mekong Deltası ve Cu Chi Tünelleri için gittiğimiz bu büyük şehir aslında beni çok şaşırttı. Güneyin bakirliğinin aksine kalabalık ve hareketli olması dışında tam olarak bir büyük şehir havasındaydı; Benettonlar, Stabuckslar vb.. Şehre geldiğimiz ilk dakikadan itibaren koşarak uzaklaşmak istedim desem yalan olmaz.

Mekong Deltası

Kısa Kısa Notlar

  • Ülke içinde uçakla ulaşım fiyatları çok uygun. Hue’den Ho Chi Min’e 30 usd’a uçuş bulduk.
  • Kadın, erkek gerçekten çok zayıf ve inceler. Hiç göbekli tombalak birilerini görmedim.
  • Motosikletler her yerde! Her yaştan insan motora biniyor; topuklu ayakkabı, etek, elbise ile çoluk çocuk… Ve motorlar trafikte üstün durumdalar. 7 milyon motosiklet varmış, daha ne olsun!
  • Bu kadar çok motorun olduğu trafikte karşıdan karşıya geçmek biraz sıkıntılı. Öyle önce sola, sonra sağa bak olayları burada çalışmıyor. Buradaki kural yola atla ve bekleme ve yürü! Kolayca karşı kaldırımdasın 🙂
  • Biraları çok güzel. İnsanın içtikçe içesi geliyor.
  • Kahveleri çok güzel. Dünyadaki 2. büyük kahve üreticisi ülke olmalarının hakkını veriyorlar.
  • Sakinler. Trafik hariç her şey yavaş hareket ediyor, acele eden insan hiç görmedim.
  • İnsanları hemen gülümsüyor. Ortak bir dil bulup konuşamasak bile iletişime çok açıklar.
  • Ne kadar pazarlık yaparsanız yapın yine de kazıklandığınız hissinden kurtulamıyorsunuz.
  • Genelde ingilizce bilmiyorlar. Bilenler ile anlaşmakta da zorlandık zaten 🙂
  • Sokak yemekleri çok güzel. Evet biraz pis ama çok leziz 🙂 Ve sanırım her şeyi yiyorlar.
  • Yataklı otobüsler ile seyahat etmek çok rahat. Yaklaşık 12 saat süren yolculukta mis gibi uyuduk.
  • Şehirlerin çirkinliği yanında yeşil alanları çok fazla. Umarım hep böyle kalır. Sapa tarafına gidemesek de yollarda gördüğümüz pirinç tarlaları ve dağları hayranlıkla izledik.
  • Bu çılgın trafikte insanların nasıl bu kadar sakin kalabildiğine şaşırmıştık. 1,5 yıldır Ho Chi Minh’de yaşayan Devrim bizi aydınlattı; yumruk atmanın cezası 1 yıl imiş; bıçak taşımak ise yasakmış; silah taşımaktan bahsetmiyoruz bile…
Hue Citadel
Hayallerimin Kırık Dökük Beyrut’u

Hayallerimin Kırık Dökük Beyrut’u

Beyrut Sokakları

Yaklaşık 3 yıl önce Beyrut’a bilet almış ama gidememiştim. Aradan yıllar geçse de Beyrut hep aklımın bir köşesinde kaldı. Hem vize gerektirmemesi hem de yakın olmasından dolayı ben de erteleyip durdum. Nihayat bu sene 5 arkadaş plan yapıp birlikte gitmeye karar verdik.

Bir zamanlar “Ortadoğu’nun Paris’i” olarak adlandırılan Beyrut… Hayallerimde havaya ve birbirine karışmış nargile ve baharat kokuları, ortadoğunun rengi sarının tablo gibi gözüktüğü sokaklar, birden fazla dinin birarada olmasının yarattığı renkler, sokak aralarında ya da taksilerden duyulan Feyruz’un (Fairuz) sesi, lezzetli mezeleri ile biraz otantik bir Beyrut vardı. Lübnan mutfağının lezzeti hariç Beyrut maalesef beklentilerimi pek karşılamadı; belki de ben çok şey hayal etmiştim. Karşılaştığım şehir beni biraz hayal kırıklığına uğratsa da Lübnan mutfağını ve insanlarını sevdiğimi söylemeden geçemeyeceğim.

Beyrut’a Vize Var mı?

Lübnan Türk vatandaşlarından vize istemiyor, bu nedenle pasaportunuzu ve uçak biletinizi alıp vizeyle uğraşmadan Beyrut’a gidebilirsiniz.

Güvercin Kayalıkları

Beyrut Nereler Gezilir ?

Bizim Beyrut için toplam 3 günümüz vardı. 2 günü şehir içine ayırdık ama 1 günde rahatlıkla gezebilirsiniz. Biz bu günlerden birisinde havanın sıcaklığını değerlendirip deniz kenarındaki havuzlarda biraz zaman geçirmeyi tercih ettik.

  • Saint George Maronite Katedrali
  • Mohammed Al – Amin Camii
  • Roma Kalıntıları
  • Downtown Bölgesi
  • Yıldız Meydanı
  • Beirut Souks
  • Zaitunay Bay: Burası marina bölgesi, lüks kafeterya ve dükkanlar, yürüyüş yolları yer alıyor. Hiç bir özelliği yok.
  • Pigeon Rocks (Güvercin Kayalıkları): Burası çok anlam veremediğim bir şekilde popüler ve kalabalıktı. Denizin kenarında yer alan kayalıklar Beyrut’un simgesi gibi. Gün batımında o kadar kalabalıktı ki bir kaç fotoğraf çekip hemen kaçtık.
  • Hamra Bölgesi: Bu bölge biraz Eminönü’ne benziyor; çarşı pazar havasında. Ayrıca uygun fiyatlı oteller de yer alıyor.
  • Jeiatta Mağarası, Harissa ve Byblos Turu: Tur firmaları ile anlaşarak da gidebilirsiniz, biraz pahalıya gelebilir; biz daha uygun olduğu için bir taksi ile anlaştık. Gün boyunca süren Jeita, Harissa ve Biblos turu için toplam 100 usd ödedik ve rahat rahat gezdik.

Jeiatta Mağarası pazartesi günleri kapalı, bunu dikkate alarak planınızı yapmanızı öneririm. Çok merak ettiğim, içerisinde botlarla gezilecek kadar büyük olan bu mağarayı benim gibi göremeden dönebilirsiniz.

Harissa ise Beyrut’a tepeden bakabildiğiniz ve kocaman bir Meryem Ana Heykelinin yer aldığı bir alan. Teleferikle de çıkabiliyorsunuz ama dikkat, teleferik de pazartesi günleri kapalı.

Unesco Dünya Mirası listesinde yer alan Byblos ( Biblos da diyebiliriz) ise Beyrut’a yaklaşık 40 dakika uzaklıkta eski bir liman şehri. Bu minik şehir Fenikelilerin ilk kurduğu şehir olmasıyla ve alfabenin burada doğmuş olmasıyla ünlü. Biblos nereler gezilir diyecek olursanız  güzel korunmuş limanından başlayarak tarihi çarşıya kadar uzanan güzel yürüyüş yolunda ilerleyip rengarenk dükkanları ziyaret edebilirsiniz.

Byblos

 Lübnan Mutfağı

Humus, tabbule, fattoush gibi yerel Lübnan mezelerini mutlaka denemelisiniz. Parmaklarınıza dikkat edin, o kadar güzeller. Ayrcıa menülerdeki pek çok yiyeceğin de ortak olduğunu göreceksiniz.

Hemen hemen her yer karşınıza nargile çıkacaktır, ben denemedim.

Rakının atası olduğu söylenen Arak milli içkileri. Tabii ki bunu denedim, daha sert bir içki beklememize rağmen rakıdan daha hafif bir tadı ve kolay içimi vardı.

Almaza birası da yerel biraları ve tadı çok güzel.

 

Bir hafta sonu çok farklı yerler görmek için değil ama biraz Akdeniz havası almak ve lezzetli mezelerle başınızı döndürmek isterseniz Beyrut güzel bir seçenek olabilir.

5 Haftalık Güney Amerika Seyahati Maliyeti

5 Haftalık Güney Amerika Seyahati Maliyeti

Güney Amerika seyahatim 5 hafta sürdü ve rotamda Peru, Bolivya, Şili ve Arjantin vardı. Bu süre içerisine çok şey sığdırmaya çalıştığım için biraz hızlı hareket ettim ama genel olarak yapmak istediğim tüm aktiviteleri yapabildim ve görmek istediğim ana noktaları gördüm. Bu hızlı ve yoğun rotada 5 haftalık Güney Amerika seyahati maliyeti en merak edilen konulardan da birisi oldu sanırım.

Zamanımın kısa olması nedeniyle hızlı hareket etmem gerekliliği de maliyetlerimi arttırdı maalesef. 5 hafta süren yolculuğumun toplam maliyeti 4213 USD tuttu. Eğer 2-2,5 ayım olsaydı yine aynı bütçe içerisinde kalabilirdim aslında. Bir de tarihe not düşelim, yola çıktığım 04.03.2016 tarihinde 1 dolar 2.91 tl idi.

Ulaşımın nispeten düşük olmasının sebebi dönüş biletimi birikmiş millerimle almam; yoksa maliyetim biraz daha fazla olacaktı.

Aktiviteler içerisine turistik yer girişleri de dahil

Hediyelik kaleminde yolda zorunlu olarak kendime almak zorunda kaldığım şeyler de var; şapka, extra tshirt, polar vb..

Ulaşım kısmı bütçemin en büyük kalemlerinden birisi maalesef. Kısa zaman nedeniyle Patagonya’ya gidiş – dönüşte uçak kullanmam bu kısmı artırdı örneğin.

 

Ülkeler bazında maliyetler:

*  Ülkeler bazındaki dağılıma ana uçak biletleri dahil değil

Peru ( 9 gün – 1270 usd) :

  • İnka trail
  • Sacred Valley tur
  • Uros  yerlilerini ziyaret– titicaca gölü

 Bolivya (9 gün – 661 usd):

  • Isla del Sol
  • Salar de Uyuni
  • Ölüm yolunda bisiklet sürüşü
  • Amazonlar turu

Şili (11 gün – 1115 usd):

  • Valley de la Luna
  • Valparaiso
  • Torres del  Paine

Arjantin (5 gün – 495 usd):

  • Perito Moreno
  • Buenos Aires
Ülkeler Bazında Maliyetler
Patagonya’da Trekking: Torres Del Paine W Route

Patagonya’da Trekking: Torres Del Paine W Route

Torres Del Paine Milli Parkı

Patagonya… Bana hala ismi bile büyülü geliyor… Şili ve Arjantin’in güneyinden Antartika’ya kadar uzanan bölge, dünyanın sonu… Hem çok büyüleyici, hem de çok havalı, dünyanın sonu sonuçta 🙂

Torres del Paine de Şili Patagonyasında bulunan müthiş bir mili park. Torres Kuleleri ismini gökyüzüne doğru kule gibi uzanan 3 masif kayadan alıyor. Park içerisinde buzullar, çeşit çeşit bitki örtüsü yanında puma, kondor, guanako ve tilkiler görmek mümkün. Ki o tilkilerden birisini görebilme şansına sahip oldum.

Torres Del Paine Milli Parkı’nı ilk ne zaman duydum, W rotasını yürümeyi kafama ne zaman koydum bilmiyorum ama Güney Amerika seyahatimi planlarken ne olursa olsun o Patagonya’ya gideceğimi ve W rotasını yürüyeceğimi biliyordum 🙂 Zamanımın yetmeyeceğine dair endişelerim vardı ama her zamanki gibi şansım yaver gitti ve hayal ettiğim yerlere gidebildim…

Torres Del Paine Trekking

Şili Torres Del Paine Milli Parkına Nasıl Gidilir?

Şili’nin başkenti Santiago’da idim ve zamanım çok kısıtlı idi. Zamanım olsaydı Santiago’dan kıyı şeridini izleyerek otobüsle güneye inmeyi tercih ederdim ama uçakla Punta Arenas’a gittim. Punta Arenas’tan da 3 saat süren bir yolculuk ile Puerto Natales’e geçtim. Eger önceden rezervasyon yaptırdıysanız Puerto Natales otobüsleri sizi havaalanından alıyor. Rezervasyonum olmadığı için shuttle ile P.Arenas şehir merkezine inip otobüsleri buldum ve biletimi aldım.

Puerto Natales küçük bir yerleşim birimi ve Torres Del Paine’e ulaşmak için ana nokta. Ayrıca El Calafate, El Chalten’e de gidiş noktası, bu nedenle geleni gideni çok olan bir şehir. Hostel/otel rezervasyonlarınızı önceden yaptırmanızı tavsiye ederim. Bir de belirtmek isterim ki Güney Amerika’nın aksine Patagonya farkını fiyatlarda da hemen hissediyorsunuz, hostel/restoran fiyatları birden 2-3 katına çıkıyor.

Torres Del Paine W Rotası Trekking

5 günlük W rotası ya da 11 günlük O rotası yapabilirsiniz. Seçtiğiniz rotayı yürürken refugio denilen ortak alanlarda konaklayabilir, ortak kamp alanlarında kurulmuş olan çadırlarda konaklayabilir ya da kendi çadırınızı taşıyıp kurabilirsiniz. Aynı şekilde yeme içme konusunda da refugolardan önceden satın alabilir ya da kendi malzemelerinizi taşıyıp yemeğinizi pişirebilirsiniz.

Yürüyüşe başlamadan önce konaklama ve yeme içme olaylarına karar vermeniz ve gerekli rezervasyonları yapmanız gerekiyor. Yoksa özellikle yüksek sezonda zor durumda kalabilirsiniz. Puerto Natales’te Refugo denen konaklama alanlarını işleten iki tane firma var, bunların ofisine gidip yola çıkacağınız tarihlere göre refugo ya da kamp alanlarının uygunluğunu öğrenip, ödeme yapıp işlemlerinizi tamamlayabiliyorsunuz. Aynı şekilde kahvaltı, öğlen için hazır paket yemek ve akşam yemeği almak isteyorsanız buralarda önceden ödemesini yapıyorsunuz. Bunlara yolda karar vermek isterseniz yer- yemek bulamama riskini göze almalısınız. Ben düşük sezonda gitmeme rağmen hava biraz da soğuk olduğu için refugioslarda çok fazla boş yer yoktu.

Refugios dedikleri barınaklar aslında bir nevi hostel/yurt. Ortak alana sahip büyük ahşap evlerde 6 – 8 kişilik odalarda konaklıyorsunuz. Ayrıca duş için sıcak su olması dağda müthiş bir konfor sağlıyor.

Torres Del Paine Konaklama

Fiyatlara gelirsek maalesef oldukça yüksek. Sezona göre fiyatlar da değişiyor. Örneğin, 2016 yılı için düşük sezonda konaklamanın geceliği 50 usd, bu fiyat sadece yatak ücreti. Eğer uyku tulumu, yastık, çarşaf almak isterseniz fiyatlar 100 usd ‘ye kadar çıkabiliyor. Benim yanımda uyku tulumum olduğu için sadece yatak ücreti ödedim. Ancak uyku tulumum biraz ince kaldı, polarla kullanarak idare ettim.

Kahvaltı için 13 usd, öğle yemeği için 18 usd, akşam yemeği için de 24 usd ödemeniz gerekiyor. Ben yola çıkmadan önce her gün için ekmek arası bir şeyler hazırladım, öğlen için atıştırmalık ve meyve aldım. Sadece akşam yemeklerini satın alarak biraz ekonomi yapmaya çalıştım.

Konaklamalar dışında bir de milli park girişine kadar sizi götürecek olan otobüs için  bilet almalısınız. Bir kaç firma var ve hepsi saat 07:30’da hareket ediyor. Bileti bir gün önceden almanız yeterli. Bu otobüsle Puerto Natales’den 2,5 saat süren bir yolculuk ile W rotasında yürümeye başlayacağınız Hosteria Las Torres’e ulaşıyorsunuz. Burası parkın girişi, park giriş biletlerinizi buradan alıp sürekli ring sefer yapan otobüslere biniyorsunuz ve sizi  yürüyüşünüzün başlangıç noktasına bırakıyorlar. Ve dün gibi hatırlıyorum o günü; kocaman bir milli park içinde muhteşem bir vadiye karşı biraz merak, biraz mutlu, biraz tedirgin ama en çok heyecanla tek başıma yürümeye başlamıştım…

Notlar

Torres Del Paine W Rotası
  • Haritada dikkat ederseniz pembe işaretli yürüyüş rotanız W şeklinde. Yürüyüşe nereden başlayacağınıza karar vermeniz gerekiyor (aslıbnda refugio seçimlerinizi/ tarihlerini de buna göre ayarlamalısınız). Ben haritada işaretli başlangıç – bitiş noktalarındaki rotada yürüdüm. Ama tersini de yapmak mümkün. İtiraf etmek gerekirse benimkisi bilinçli bir tecih değildi. Arada ne fark var derseniz benim rotamda ilk gün Torres bacalarına tırmanıp diğer günlerde bacaları arkamda bıakıp yürüyüşe devam ettim. Diğer rotada ise son gün bacalara ulaşıyorsunuz ama hava açık ise onlara doğru yürüdüğünüzden hep karşınızda tüm ihtişamıyla duruyorlar. Seçim size kalmış 😉
  • Rezarvasyonlar önemli. Barınak/çadır ve hatta alacaksanız yemek rezervasyonlarınızı mutlaka yola çıkmadan önce yaptırın.
  • Yanına alacağınız kuru yemiş, meyve ve atıştırmalıklar çok işinize yarayacaktır. Alışverişinizi yola çıkmadan önce yapmanızı tavsiye ederim.
  • Benim gittiğim dönem aşırı rüzgarlı idi. Rüzgar durdurucu (wind stopper) özelliği olan bir bere kullanırsanız çok rahat edersiniz.

Torres Del Paine Yürüyüş Günlüğüm

1. Gün: Las Torres – Chileno
Ortalama 7-8 saat yürüyüş, toplam 9 km.

Puerto Natales’de otogardan 07:30 da bizi milli parka goturecek otobuslere biniyoruz. Yaklasik 2 saat suren bir yolculuk ile park girisine ulasiyoruz ( Laguna Amarga entrance and Ranger station). Burada parka giris ucretlerini odeyip harita ve bilgilendirme kagitlarini okuyup imzaliyoruz. Yuruyus baslangic noktasina yaklasik 20-25 dakikalik otobus yolculugu ile ulasiyoruz.

Ve yuruyuse baslangic noktasindayiz. Herkesin elinde haritalar bir heyecan, bir telas, son hazirliklar vs.. Hazirligini tamamlayan yola cikiyor;ben de hostelden beraber taksiye bindigim bir cocuk ile yurumeye basliyorum.

Yuruyusun baslangıç noktası Las Torres. Buradan 2 saatlik bir yürüyüş ile ( genelde tırmanış) kamp alanımız Chileno Shelter and Camping’e ulaşıyoruz. Eşyalarımızın bir kısmını burada bırakıp ve biraz dinlenip meşhur bacaları ve gölü görmek için yola çıkıyoruz. Yaklaşık 1,5 saat orman içerisinde süren tırmanış ve 1 saat de kayalıklar içerisinde hoplaya zıplaya gidiyoruz. Bu son 1 saat içerisinde bize önce deli bir rüzgar, kar, tipi, sis ve sonrasında yüzünü hafifçe gösteren bir güneş bize eşlik ediyor. Bacalar cidden çok güzel, kar da duruyor ama sis bir türlü tam olarak dağılmıyor. Ama doğa ana bize başka güzellikler sunuyor ve bu eşsiz manzara içerisinde üzerimizde kocaman bir condor uçarken göl kenarında su içen ve yiyecek arayan bir tilkiyi fotoğraflayabiliyorum. Daha önce hiç bu kadar doğanın içerisinde hissetmemiştim sanırım.

Aynı yoldan çok ama çok üşümüş olarak keyifli bir şekilde kamp alanına dönüyoruz.

Torres Bacaları

2. Gün: Chileno – Los Cuernos
Ortalama 5-6 saat yürüyüş, toplam 15 km.

Güne erkenden başlıyor ve uzunca bir kahvaltı keyfi yapıyoruz. Dün göremediğimiz bacaları güneşin aydınlatmasını keyifle ve hafif kıskançlıkla izliyoruz.

Bugünün hedefi Los Cuernos Shelter and Camping. Nordernskjöld Gölünü izleyerek muhteşem manzaralar eşliğinde yürüyoruz. Yürüyüş yorucu değil, rota çok keyifli. Bol bol fotoğraf molası verip sohbet ederek rotayı tamamlıyoruz.

Gece ara ara rüzgarın sesinden uyanıyorum; konakladığımız odanın küçücük penceresinin camları rüzgardan patlayacak diye cidden çok korkuyorum. Daha önce hiç böyle bir rüzgar duymadım, görmedim.

Şili Torres Del Paine

3. Gün: Los Cuernos – Paine Grande
Ortalama 9-10 saat yürüyüş, toplam 16 km.

Bugünün programı çok yoğun olduğu için erken kalkıyoruz. Amaç bir an önce kahvaltımızı yapıp yola çıkmak ama hem hava aydınlanmıyor hem de dışarıda çılgın bir fırtına var. Saat 08:00 civarında hava aydınlanınca yürüyüşe başlıyoruz. İlk 2,5 saat iniş ağırlıklı ve oldukça kolay geçiyor. Ancak sonraki 3 saat sürekli tırmanma içeren kısım deli bir rüzgarın da eşlik etmesiyle bizi çok yoruyor. Bir ara hayranlıkla izlediğimiz buzullardan kar tanesi minikliğindeki buz parçaları suratımıza çarpıyordu ve rüzgardan birbirimize tutunup yürümeye çalışıyorduk. Bahsettiğim rüzgar gerçekten daha önce karşılaştıklarıma benzemiyor. Hedef Britanico manzara noktası da tabi ki bizi rüzgarla karşılıyor, biraz dinlenip aynı yolu 2 saatte iniyoruz. Buradan da 2 saatlik göl kenarı ve bol rüzgarlı bir yürüyüş ile konaklayacağımız Paine Grande’ye ulaşıyoruz.

Evet yorgunuz ama yine keyifliyiz. Yollarımızın Torres del Paine’de kesiştiği ve 3 gündür gece gündüz beraber olduğumuz grupla iyice kaynaşmış durumdayız. Bunu da güzel bir şarapla kutluyoruz.

Günün tüm yoruculuğuna rağmen keşke zamanım olsaydı diyorum, olsaydı da 11 günlük O rotasını yürüyebilseydim…

Şili – Paine Grande

4. Gün: Paine Grande – Grey Shelter / Puerto Natales

Bugün yürüyüşün benim için son günü, aslında bir gün daha var ama benim dönmem gerekiyor. Bu nedenle W rotasının Grey kısmını yapamamış oluyorum. Pohe gölünden müthiş manzaralar eşliğinde geri dönüyoruz bugün.

Benimle beraber Hindistanlı Andor’da bugün dönüyor. Devam edenlerle yaklaşık 1 saat filan vedalaştık, sarılıp sarılıp durduk, bir türlü ayrılamadık. Kendimi Türk bir ekibin içinde gibi hissettim hatta J Bu duyguyu çok seviyorum işte. Çok az tanıdığın hatta aslında hiç tanımadığın bir sürü insanı çok seviyorsun ve kısacık zaman dilimlerinde bile günlük hayatının içindeki insanlardan çok daha fazla şey paylaşıyorsun. Cidden şanslı hissediyorum kendimi. Karşıma hep güzel insanlar çıkıyor.

Torres Hatırası
Perito Moreno Buzulunda Trekking

Perito Moreno Buzulunda Trekking

Nedir, kimdir bu Perito Moreno Buzulu?

Los Glaciares Milli Parkı içerisinde bulunan Perito Moreno Buzulu dünyamızdaki en özel oluşumlardan birisi. Biz insanlar kendi kendimize yetemezken ve her şeyi tüketirken bu buzul erimek bir yana sürekli büyüyor. Bunun sebebi de Büyük Okyanus’dan gelen bulutların And Dağları’na çok kuvvetli yağışlar bırakmasıdır. Su kaynaklarımız giderek azalırken Perito Moreno buzulu Dünya’mıza verilen en büyük hediyelerden birisi.

Buzul başlı başına bir görsel şölen, hayatımda gördüğüm en etkileyici manzaralardan birisine sahipti. Sürekli olarak 60 km’lik buz kitlesi günde yaklaşık 1 m öne sürükenirken 60 m. yükseklik ve 5 km genişliğindeği ön cepheden sürekli bir kırılma ve çatırdama sesleri geliyor ve müthiş bir ses ile buzuldan kopan parçalar suya düşüyor.

Perito Moreno Buzuluna Nasıl Gidilir?

Ben Perito Morena buzuluna 80 km uzaklıktaki El-Calafate’den (Arjantin) gittim. Bu küçük kasaba pek çok yere gitmek için güzel bir nokta. Bildiğim kadarıya Puerto Natales’den (Şili) de ulaşım var; yerel turlar veya otobüs firmaları bulabilirsiniz.

El Calafate’den Perito Moreno’ya gitmek için bir kaç alternatif var. Los Glaciares Milli Parkı’na giden otobüslere bilet alıp buzulu izleyen ve bir sürü seyir terası olan parka kolayca ulaşabilirsiniz. Tek maliyetiniz otobüs bileti ve giriş ücreti olacaktır.

Diğer seçenek ise turla gitmek. Turla gittiginizde sizi hostelinizden alıyorlar ve transferinizi sağlıyorlar, giriş ücreti dahil. Bir de tekne ile buzullara doğru bir gezinti yapıyorsunuz. Kendiniz organize edip gitmenizden farkı bu.

En güzel seçeneği ise en sona sakladım 🙂 Bu benim en çok ilgimi çeken kısım idi, Perito Moreno buzulunda mini trekking! Evet maalesef bu turun fiyatı diğer seçeneklere göre daha yüksek ama değer mi derseniz, kesinlikle değer! Düşünsenize buzul görmekle kalmıyor, bir de üzerinde yürüyorsunuz! Bu tura transfer, giriş ücretleri, ufak bir tekne ile buzullara ulaşım, yürüyüşte kullanacağınız malzemeler dahil. Kullanacaginiz krampon ve eldivenleri size veriyorlar hatta kramponlari takmaniza yardimci olan bir ekip bile var. Yürüyüşe başlamadan önce nelere dikkat etmeniz, nasıl yürümeniz gerektiği konusunda da bilgilendirme yapılıyor.

Sonrasında ise buz mavisinin binbir tonu üzerinde önce biraz tedirgin sonra da atlama zıplamaya başlayan bir Aydan var, bu buzullar bir harika!

 

Ölüm Yolunda Bisiklet Sürmek

Ölüm Yolunda Bisiklet Sürmek

Death Road

Güney Amerika rotamı belirlerken Death Road’da yani ölüm yolunda bisiklet sürmek olmazsa olmaz aktivitelerdendi. Ama plan yaparken gerçekten bu kadar keyif alacağımı bilmiyordum. Dağ bisikleti ile trafiğin artık olmadığı yollarda gezinmece diye bakmışım olaya, yanılmışım 🙂

Dünyanın en tehlikeli yollarından birisi olarak geçen Death Road yani Yongas yolu Bolivya’da And Dağlarında. 3600 metre yükseklikten 60-70 km sürüş ile iniyorsunuz. Bu yolun kullanıldığı dönemlerde yılda yaklaşık 200-300 kişinin bu yolda hayatını kaybettiği söyleniyor. Yol hem çok dar hem de bir tarafı uçurum. Kışın yağmurlu çamurlu halini düşünemiyorum bile.

Organizasyon

Sabah 08:00’de hostelden beni alıyorlar ve ölüm yoluna yolculuk başlıyor. Bisiklete bineceğim için mutluyum ve rahatım ama hiç heyecan yok, henüz olayı anlamamışım. Yaklaşık 1 saat sonra başlangıç noktasına ulaşıyoruz. Giyeceğimiz malzemeleri dağıtıyorlar; alt ve üst rüzgarlık, diz ve dirsek korumaları, eldiven ve kask. Sonra da bisikletlerimizi alıyoruz. Tura rezervasyon yaptırırken boyumuzu posumuzu sormalarına rağmen bana 5 boy büyük gelen bir bisiklet veriyorlar. Kabul etmeyince de boyuma göre bir şeyler ayarlıyorlar. Ve 12 kişilik bir grupla yola çıkıyoruz.

 

Sürüşe önce asfalt yolda başlıyoruz ama nasıl güzel bir yol. Dağların arasından kıvrılarak gidiyor, muhteşem dağlar var burada. İçimde yine o şükran duygusu yaşadıklarıma ve hayata dair…

Asfalt yol bitininde kısa bir bilgilendirme yapıyorlar ve gerçek yola giriyoruz. Önce bizim köy yolları gibi başlıyor ama öyle devam etmiyor. Dağ ve uçurum manzarasında sürerken yoldaki taşlar giderek büyüyor, yol giderek daralıyor, virajlar da artıkça adrenalin kaçınılmaz oluyor. Artık yoldaki taşlar kaya büyüklüğüne vardığında kullandığım bisikletteki amortisörleri daha çok seviyorum. Bazı yerlerde sarmaşık benzeri bitkiler zaten dar olan yollara sarkmışlar ve üzerlerinden yeraltı suları akıyor ve biz de keyifle geçiyoruz. O sıcakta serinlemenin en doğal yolu bu.

Death Road 3

Kısa Kısa Notlar:

Daha önce dağ bisikleti kullanmamıştım, gerçekten güzel bir deneyim oldu. Artık kullanmalıyım 🙂

Bu turu düzenleyen La Paz’da pek çok firma var, fiyatlar ve içerikleri de birbirine oldukça yakın.Yine de bir kaç firmaya sorup fiyat almakta ve pazarlık etmekte fayda var.  Fiyatlar tercih ettiğiniz bisiklete ve süspansiyon sistemine göre değişiyor. En basit olanı seçerseniz tur fiyatı yaklaşık 60 usd’den başlıyor, ben ortalama bir bisiklet seçtim ve 80 usd ödedim.

O kadar taş, toprak, kaya içerisinde tabii ki bisikletimin lastiği patladı. Bu yolda bize bir öncü bir de artçı rehber eşlik ediyordu, anında patlayan lastiği değiştirdiler.

12 kişilik grupta 2 arkadaş yolu tamamlayamadı. Belli bir yerden araç onları alarak bitiş noktasına getirdi.

Yol yaklaşık 64km. ama sizin sürüşü bitireceğiniz yere göre biraz daha uzayabiliyor. Yanınıza, cebinize ufak atıştırmalıklar alabilirsiniz, güzel oluyor.

Parkur bittikten sonra yemek, duş ve yüzme keyfi var….

Yanınızda gopro veya benzeri bir aksiyon kamerası olması bu aktivite için çok güzel olacaktır. Benim yanımda gopro vardı ama kaska veya boyuna takacak aparat yanımda olmadığı için kullanamadım. Tek tesellim aktivite bitiminde sürüş esnasında çektikleri fotoğraf ve videoları paylaşmaları oldu; yine şanslıydım 🙂

 

 

MACHU PICCHU TREKKING REHBERİ

MACHU PICCHU TREKKING REHBERİ

machu picchu

Machu Picchu’ya trekking yaparak dağlardan gitmek isteyenler için nihayet notlarımı toparladım: İnka trail nedir, ne değildir, nasıl organize ettim, dağlarda bu 4 günüm nasıl geçti.. Aklıma gelen her şeyi yazmaya çalıştım, İnkalar’ın izinde yürüyecekler için umarım faydalı olur.

Ulaşım Seçenekleri:

Machu Picchu’ya otobüs-tren ile veya İnkalar’ın izinde yürüyerek ulaşabilirsiniz.

En kısa yöntem Cusco’dan Aquas Calientes’e kadar tren ile gidip sonrasında otobüs veya kısa bir yürüyüş ile Machu Picchu’ya ulaşmak. Ama biraz daha zorlu bir yol seçip İnkalar’ın izinde yürümek ve o muhteşem dağları yaşamak isterseniz iki alternatif  var. Birisi benim de tercih ettiğim İnka trail olarak geçen 3 gece 4 günlük bir yürüyüş programı. Diğeri ise 5 gece 6 gün süren ve 6000 metrelere çıkan Salkantay rotası.

Ben hem zaman kısıtından hem de 6000 metrelerde aklimitize olmak için vaktim olmadığından İnka Trail’i seçtim. Bu rotanın bir özelliği de küçük İnka köylerinden ve tarihi yerleşim merkezlerinden geçmesi ve bu bölgeye giriş izinle olduğu için kişi sayısının sınırlı olması. Kendi çadırınızı, uyku tulumunuzu alıp yürüyebileceğiniz bir rota maalesef değil. Bu nedenle önceden bu yürüyüşü organize etmeye yetkisi olan firmalardan birisine rezervasyon yaptırmanız gerekiyor. Özellikle yaz döneminde çok fazla talep olduğu için önceden rezervasyon yaptırmak gerekiyor.

Ben rota olarak İnka Trail’a karar verdikten sonra internet üzerinden bulduğum firmalar ile yazışmaya başladım, bulduğum firmaların çeşitli seyahat sitelerindeki referanslarını araştırdım. Zaten genelde sundukları program birbirine çok yakın; rehberiniz ve turda karşılaşacağınız insanlar ise tamamen şans… Çok vakit kaybetmeden birisini seçtim, mailleştik, kayıt ve resmi izinler için gerekli bilgileri ve bir miktar kapora göndererek kaydımı yaptırdım.

Ne Zaman Gidilir?

Nisan – Ekim kuru dönem, Kasım – Mart ise yağışlı dönem olarak geçiyor. Ben İnka Trail’e 8 Mart’ta başladım. Ara sıra yoğun yağışlar ile karşılaştık, çadırda kaldığımız için yağışlar ortamı biraz zorlaştırdı ama  öyle çok büyük zorluklar da yaşamadık. Tabii ki en ideali kuru dönem olarak geçen yaz dönemi. Ancak o dönemde de talep çok fazla olduğu için çok erken kayıt yaptırmak gerekiyor.
Ek olarak Peru genel olarak yumuşak bir iklime sahip olsa da yürüyüşe başlayacağınız Cusco şehri 3400 metre yükseklikte ve bu yüksekliğe alışmak biraz zaman alabiliyor. Bu nedenle yürüyüşten bir kaç gün önce Cusco’ya gelip vücudunuzu alıştırmanız güzel olur.

Organizasyon Detayları:

İlk kayıt yaptırdığım zaman genel bilgileri (firmanın sağladığı malzemeler, yanınıza almanız gereken malzemeler vb) ve tur programını mail ile iletmişlerdi. Ben de internet üzerinden biraz araştırma yapmıştım. Yürüyüşe başlamadan bir gün önce rehberlerin de katıldığı kısa bir tanışma toplantısı yaptık. Hem gruptakiler ile tanışmış olduk hem de dağda özellikle ihtiyaç duyabileceğimiz malzemeler konusunda tekrar bilgi verdiler. Bunların listesi internet sitelerinde de zaten var.

Çadır, mat ve yemek organizasyonu tur tarafından sağlanıyor. Eğer isterseniz uyku tulumu, baton gibi malzemeleri kiralayabilirsiniz. Ek olarak belli bir ücret karşılığında taşıma hizmeti de alabiliyorsunuz, yani  sırt çantanızda sadece su ve fotoğraf makineniz ile yürüme imkanınız var.
Özellikle belirtmek isterim Cusco 3000 metrenin üzerinde bir şehir olduğu için ilk gittiğinizde biraz sersemletiyor. Vücudunuz bu yüksekliğe bağlı olarak baş ağrısı, yorgunluk, biraz hızlı hareket edince nefes nefese kalma gibi pek çok tepki verebiliyor. Bu nedenle İnka Trail’a başlamadan bir kaç gün önce Cusco’da olmanız ve bu yüksekliğe alışmanız öneriliyor.

 

inca_trail_map

Tur Programı:

  1. Gün:

Cusco’dan sabah 04:30’da yola çıkıyoruz. Yolda verdiğimiz bir kahvaltı molasından sonra yürüyüşe başlayacağımız Piscacucho’dayız. Yürüyüşün başlangıç noktasında pasaportlarımızla giriş izinlerimiz kontrol edildikten sonra muhteşem dağlar arasında yürümeye başlıyoruz.
İlk gün etabı 2700 metreden başlıyor, bitiş noktası 3300 metre. 16 km.lik yürüyüşümüz ortalama 7 saat sürüyor.  Oldukça kolay bir rotadan yürürken birden bastıran yağmur bize hoş geldiniz diyor. Öyle çok bastırıyor ki sudan çıkmış balığa dönüyoruz ve ‘kuru sezon’ ve ‘ıslak sezon’ arasındaki farkı çok iyi anlıyoruz!

Kamp alanına vardığımızda yağmurdan iyice sersemlemiş durumdayız. Çaylarımızı içip biraz dinlendikten sonra akşam yemeğimizi de yiyip hemen uyumak için çadırlara dağılıyoruz. Saat sanırım 20:30 civarında hem de!

Not: Yanıma yağmurluk yerine uzun bir panço almıştım ve bu trekking boyunca hayatımı kurtardı. Uzun ve büyük olduğu için çantamı da koruyabildim, kesinlikle tavsiye ederim.

inka_trail_group

  1. Gün: 

Sabah 05:30 da uyanıp vakit kaybetmeden yola çıkıyoruz. Evet sabahın bu erken saatleri oldukça serin. Bugün yürüyüşün en sert günü! 4250 metredeki ‘Dead Woman Pass’i de  içeren 2 zirve aşıyoruz. İnanılmaz güzel dağlardan, vadilerden geçiyoruz, İnkalara hayran kalmamak elde değil. Konaklama 3600 metre yükseklikte.

Hem güneşte yanmış olmamın hem de yüksekliğin etkisiyle akşam yemeğinden sonra çok halsiz hissediyorum. Zaten sürekli esneyip duruyordum ki bu da yükseklikten kaynaklı idi. Bu durumda vücudumun bana verdiği mesajları dinlemem gerektiğini çok iyi bildiğimden saat 20:30 civarında gidip yatıyorum.

inka_trail_camp

  1. Gün:

Bugün yürüyüşün en hafif günü, herkesin keyfi yerinde 🙂 Güne yine erkenden başlayıp keyifle yürüyoruz, tüm ekip artık iyice kaynaşmış durumdayız.

Bugün ziyaret ettiğimiz Winaywayna, Machu Picchu’nun minik bir kopyası gibi. Sisler arasından birden karşımıza çıkınca çok şaşırdık ve çok sevdik. Kesin olmamakla beraber bu yapıların İnka’ların yazlık yerleşim yerleri olduğu düşünülüyor; yer seçimindeki en temel nokta ise su kaynaklarına yakın oluşları. Gün boyu rehberlerimizden maaalesef yazılı iz bırakmayan İnka medeniyetine dair bilgi alıyoruz.

inka_trail_winaywayna

  1. Gün:

Bugün son gün olduğu için 03:00’te ayaktayız ve hızlıca hazırlanıyoruz. Kahvaltı için hazırlanan paketlerimizi alıp son kontrol noktasında sıraya giriyoruz. Yürüyüşe başlamadan önce veya yürüyüş sırasında belirlenmiş kontrol noktalarına bildirim yapmak zorunlu. Yaklaşık 1-1,5 saat beklemeden sonra ( ki bu kısım çok soğuk) kayıt işlemlerini tamamlayıp yürüyüşe başlıyoruz. İlk hedef Güneş Kapısı!

Machu_Picchu_Sun_Gate

İnkalar’ın Güneş Tapınağı sonrasında Machu Picchu’ya doğru yol alıyoruz. Yaptığım en güzel yürüyüşlerden birisi oldu bu, güneşi, ayı, yıldızları kısacası İnkaları kovalayıp durduk dağlarda. Veee sonunda karşımda bir düş gibi Machu Picchu duruyor! Çevresindeki dağlarla, bir inip bir kaybolan sislerle gerçekten çok güzel! Hatta gerçek değil de sanki yeni tamamlanmış bir yağlıboya tablo gibi duruyor… Ama itiraf etmeliyim ki Machu Picchu’dan da güzel olan ona giden yollar…

Peki bitti mi? Tabii ki bitmedi! Sırada Wayna Picchu var 🙂  Machu Picchu’ya ulaştıktan sonra bir de hemen yanında bulunan Wayna Picchu’ya yani Genç Dağ’a da tırmandık. Önemli bilgi; eğer WaynaPicchu’ya da tırmanmak istiyorsanız ekstra ücret ödemeniz ve kesinlikle önceden rezervasyon yaptırmanız gerekiyor. Çünkü buraya da her gün sınırlı sayıda insanın tırmanmasına izin veriliyor. İtiraf ediyorum, gecenin 03:00’ünde uyanıp 4 günlük trekking yorgunluğu üzerine tam bitti derken yeni bir dağ beni çok yordu, oldukça yorucu bir tırmanış gerektiriyor ama muhteşemdi! Yine olsa yine yaparım J

machu_picchu_wayna_picchu

Sonrasında ise şehre dönüş, 4 gün içinde iyice kaynaştığımız ekip ile veda yemeği, internete kavuşma ve sevdiklerimiz ile haberleşme… Sonra önce güzel bir tren yolculuğu ve sonra otobüs ile Cusco’ya varış  ve yorgunluktan bayılmaca…

Vakti olanlar için kesinlikle tavsiyem bu yolu yürümeleri… O dağların ve bulutların içinde olmak ve Machu Picchu’ya ulaşmak insanın kendisine verebileceği en güzel hediyelerden birisi…