Browsed by
Kategori: Asya

Neden Malezya

Neden Malezya

Penang Sokakları
Malezya’ya gideceğimi söylediğim pek çok kişiden benzer yüz ifadesi ile ‘Neden Malezya?’ sorusunu duydum, devamında da içlerinden gidecek yer mi kalmadı diyen arkadaşlarım da oldu.😊

Neden bu ülkeyi seçtiğimi, rotamı belirlerken beni nelerin etkilediğini, heyecanlandırdığını ve kısaca nelerle karşılaştığımı öğrenmek isterseniz sizi yazının devamını okumaya davet ediyorum; buyrunuz.

Borneo Yağmur Ormanları’nın büyük bir kısmının Malezya’da olması Malezya’yı seçmemdeki en büyük etkendi.

Borneo Orangutans
Borneo Orangutans

Borneo Yağmur Ormanları orangutanları doğal ortamlarında gözlemleyebileceğiniz dünyadaki 2 yerden birisi.
Orangutanlar dışında şişe burunlu maymunlar olarak da bilinen Proboscis maymunları da sadece bu habitatta yaşıyor. 

Canopy Walk
Borneo Yağmur Ormanları

Unesco Kültür Mirası içerisinde yer alan Penang şehri de Malezya’yı seçme nedenlerimden birisiydi. Metaryallerle süslenmiş sokak resimleriyle ünlü Penang şehri uzun zamandır hayallerimi süslüyordu.

Penang
Penang Sokakları

Dalış yapanlar için kutsal sayılan yerlerden Sipadan yine Malezya’da Borneo Adası’da bulunuyor. Her ne kadar zamansal ve bütçesel nedenlerle Sipadan’da dalış yapmayacak olsak da varlığı bile güzeldi😊

Borneo Adası’nda 3 ülke; Malezya, Endonezya ve Burunei Sultanlığı yer alıyor. Bu da bence adayı çok çekici hale getiriyor. Borneo Ormanlarının Endonezya topraklarında kalan kısmını da görmek isterdim ama zaman kısıtı gibi klasik sebeplerle rotama dahil edemedim.

Başkent Kuala Lumpur’daki Batu Mağaraları da yine ilgimi çeken bir noktaydı. Kuala Lumpur’da en sevdiğim ve keyif aldığım yer de burası oldu zaten.

Batu Caves
Batu Caves

Yukarıda saydıklarım hiç tereddüt etmeden Malezya bileti alma sebeplerimdi. Bir de okuyup araştırdıkça ilgimi çeken, rotamı güzelleştiren noktalar oldu:

Borneo Yağmur Ormanları orangutanlar ve pek çok kuş türü dışında minik Asya fillerine de ev sahipliği yapıyor; ayrıca dünyanın en büyük çiçeği rafflesia da bu coğrafyada yetişiyor.

Borneo Adası’da bulunan Kota Kinabolu şehrindeki Tunku Abdul Rahman Milli Parkı’nda bulunan adalar eğer Sipidan’a dalış veya şnorkel için zaman ve bütçe ayıramayacaksanız güzel bir alternatif. En azından Borneo’nun o muhteşem sularıyla tanışabilirsiniz. Ancak muson dönemindeyseniz turkuvaz sular maalesef o kadar berrak olmuyor, benden söylemesi.

Manukan
Manukan Adası

Penang’a kadar gitmişken bir feribot yolculuğu ile ulaşabileceğiniz Langkawi adası size dünyanın en yüksek köprüsünde yürüme, Mangrove ağaçlarıyla tanışma fırsatı sunuyor.

Mangrove
Mangrove Agaçları

Langkawi’den feribotla Tayland adaları’na 1-2 saatlik yolculukla geçiş yapabiliyorsunuz. 

Eğer Kuala Lumpur’daysanız Singapur hemen yanıbaşınızda.

Özetle şimdi geriye dönüp baktığımda iyi ki gitmişim dediğim yerlerden birisi oldu benim için Malezya. Başkent Kuala Lumpur ve sevimsiz Petronas Kuleleri ile ünlü olsa da keşfedecek bir sürü nokta sunduğu için çok güzel anılar ile ayrıldım.

Langkawi Gökyüzü Köprüsü
Langkawi Gökyüzü Köprüsü
Vietnam Gezi Rehberi

Vietnam Gezi Rehberi

Vietnam Halong Bay

2016 yılı Kurban Bayramını fırsat bilerek gittiğimiz Vietnam’ı çok yoğun bir program içinde gezmiş olsak da insanlarıyla, yemekleriyle, müzikleriyle (!), şehirleriyle biraz tanımış olduk. Maalesef çabucak biten Vietnam gezimizde Halong Bay’in güzelliğine hayran kaldık, Ho Chi Minh’in trafiğinde ve gürültüsünde yorulduk, Hoi An’da fotoğraf çekmeye doyamadık ve gidemediğimiz Sapa’da aklımızı bırakıp geldik. Vietnam’da nereler gezilir, Vietnam vizesi nasıl alınır diyorsanız sizi yazının devamını okumaya davet ediyorum.

Vietnam Vizesi Nasıl Alınır ?

Vietnam vizesinin nasıl alınacağı konusunda bir sürü hurafe dolaşıyor ortalıkta. Biz gitmeden önce Vietnam’daki bir acenta aracılığı ile 60 usd ödeyerek davet mektubu aldık. Vize için de bu davet mektupları ve birer fotoğraf ile 25 usd daha ödeyerek kapıda başvuru yaptık. Davet mektubumuz hazır olduğu için vize almada bir sorun yaşamadık. Sadece işlemler biraz yavaş ilerliyor.

Yeşil pasaport sahiplerinden vize istenmiyor.Eğer yeşil pasaport sahibiyseniz girişte sorun yaşamamak için yanınıza bu konudaki resmi bilgilendirme yazısını almakta fayda var.

Halong Bay

Vietnam’da Nereler Gezilir?

Bir haftada gezdiğimiz Vietnam için gezi rotamızda sırasıyla Ha Noi, Halong Bay, Hue, Hoi An ve Ho Chi Minh yer alıyordu. Bu gezi rotasını deneyimledikten sonra söyleyebilirim ki neredeysen kuzeyden güneye tüm ülkeyi gezmeye çalışmak yerine  kuzeyde kalıp Ha Noi, Halong Bay ve Sapa bölgesini görmeyi tercih ederdim. Gidemediğimiz Sapa’daki pirinç tarlalarında gerçekten aklım kaldı.

Ha Noi: Sokak yemekleri ile ünlü şehir Vietnam’ın günümüzdeki başkenti. Bizim de gördüğümüz ilk şehir olduğu için kalabalığı, trafiği karşısında biraz şaşkınlık yaşadık. Şaşkınlığımızın yerini sokak yemeklerinin lezzetine bırakması neyse ki çok uzun sürmedi. Bir gecede neredeyse bir saat arayla 3 farklı yerde yemek yedik ve hepsi de çok güzeldi 🙂
Başkentte Literatur Tapınağı, Ho Chi Minh’in mozelesi, Kılıç Gölü ve çevresi gibi gezilebilecek yerler var ama bizim sadece 1 gecemiz vardı ve onda da biraz göl çevresinde yürüyüp sokaklarda gezdik.

Ha Noi

Halong Bay: 2 gün 1 gece içeren tekne turunu yaklaşık 100 usd ödeyerek satın aldık. ( Bu fiyata tekne turundan dönünce gideceğimiz Hue otobüs bileti de dahildi) İrili ufaklı 2000 e yakın adacığın olduğu körfezde uyanmak muhteşemdi. Eğer isterseniz kano veya yüzme imkanınız da oluyor.

Halong Körfezi

Hue: Eskiden İmparatorluk bakşenti olan Hue’ye Ha Noi’den gece otobüsü ile ulaştık. Koltuklar yatak olabildiği için oldukça konforlu bir yolculuktu. Ortasından geçen Parfüm Nehri Hue’yi ikiye ayırıyor.  Yasak Mor Şehir olarak da geçen eski İmparatorluk Sarayı gerçekten etkileyici. Bu bölgede şehre yakın mesafelerde gezilebilecek çok fazla tapınak vardı ancak zaman kısıtından dolayı sonraki sefere bıraktık.

Hoi An: Benim en sevdiğim şehirlerden birisiydi ışıklar şehri Hoi An. Eski şehrin lattern denilen fenerlerle aydınlatıldığı bir festivale denk geldik. Festival nedeniyle biraz kalabalık olsa da sokakları çok keyifliydi. Eski şehrin tam merkezinde bulunan pazarda ise yemek yemeğe doyamadık. Hoi An’ın bir de terzileri ve ipeği meşhur. Seçtiğiniz kumaşlardan sipariş verip size özel elbiseleri 1 gün içerisinde alabiliyorsunuz. Gün birlik mutfak turları da yaygın; bu turlarda pazar alışverişini yapıp Vietnam mutfağından çeşitli şeyler pişiriyorsunuz. Biz sadece yemeyi tercih ettik 🙂

Hoi An

Ho Chi Minh: Mekong Deltası ve Cu Chi Tünelleri için gittiğimiz bu büyük şehir aslında beni çok şaşırttı. Güneyin bakirliğinin aksine kalabalık ve hareketli olması dışında tam olarak bir büyük şehir havasındaydı; Benettonlar, Stabuckslar vb.. Şehre geldiğimiz ilk dakikadan itibaren koşarak uzaklaşmak istedim desem yalan olmaz.

Mekong Deltası

Kısa Kısa Notlar

  • Ülke içinde uçakla ulaşım fiyatları çok uygun. Hue’den Ho Chi Min’e 30 usd’a uçuş bulduk.
  • Kadın, erkek gerçekten çok zayıf ve inceler. Hiç göbekli tombalak birilerini görmedim.
  • Motosikletler her yerde! Her yaştan insan motora biniyor; topuklu ayakkabı, etek, elbise ile çoluk çocuk… Ve motorlar trafikte üstün durumdalar. 7 milyon motosiklet varmış, daha ne olsun!
  • Bu kadar çok motorun olduğu trafikte karşıdan karşıya geçmek biraz sıkıntılı. Öyle önce sola, sonra sağa bak olayları burada çalışmıyor. Buradaki kural yola atla ve bekleme ve yürü! Kolayca karşı kaldırımdasın 🙂
  • Biraları çok güzel. İnsanın içtikçe içesi geliyor.
  • Kahveleri çok güzel. Dünyadaki 2. büyük kahve üreticisi ülke olmalarının hakkını veriyorlar.
  • Sakinler. Trafik hariç her şey yavaş hareket ediyor, acele eden insan hiç görmedim.
  • İnsanları hemen gülümsüyor. Ortak bir dil bulup konuşamasak bile iletişime çok açıklar.
  • Ne kadar pazarlık yaparsanız yapın yine de kazıklandığınız hissinden kurtulamıyorsunuz.
  • Genelde ingilizce bilmiyorlar. Bilenler ile anlaşmakta da zorlandık zaten 🙂
  • Sokak yemekleri çok güzel. Evet biraz pis ama çok leziz 🙂 Ve sanırım her şeyi yiyorlar.
  • Yataklı otobüsler ile seyahat etmek çok rahat. Yaklaşık 12 saat süren yolculukta mis gibi uyuduk.
  • Şehirlerin çirkinliği yanında yeşil alanları çok fazla. Umarım hep böyle kalır. Sapa tarafına gidemesek de yollarda gördüğümüz pirinç tarlaları ve dağları hayranlıkla izledik.
  • Bu çılgın trafikte insanların nasıl bu kadar sakin kalabildiğine şaşırmıştık. 1,5 yıldır Ho Chi Minh’de yaşayan Devrim bizi aydınlattı; yumruk atmanın cezası 1 yıl imiş; bıçak taşımak ise yasakmış; silah taşımaktan bahsetmiyoruz bile…
Hue Citadel
Hayallerimin Kırık Dökük Beyrut’u

Hayallerimin Kırık Dökük Beyrut’u

Beyrut Sokakları

Yaklaşık 3 yıl önce Beyrut’a bilet almış ama gidememiştim. Aradan yıllar geçse de Beyrut hep aklımın bir köşesinde kaldı. Hem vize gerektirmemesi hem de yakın olmasından dolayı ben de erteleyip durdum. Nihayat bu sene 5 arkadaş plan yapıp birlikte gitmeye karar verdik.

Bir zamanlar “Ortadoğu’nun Paris’i” olarak adlandırılan Beyrut… Hayallerimde havaya ve birbirine karışmış nargile ve baharat kokuları, ortadoğunun rengi sarının tablo gibi gözüktüğü sokaklar, birden fazla dinin birarada olmasının yarattığı renkler, sokak aralarında ya da taksilerden duyulan Feyruz’un (Fairuz) sesi, lezzetli mezeleri ile biraz otantik bir Beyrut vardı. Lübnan mutfağının lezzeti hariç Beyrut maalesef beklentilerimi pek karşılamadı; belki de ben çok şey hayal etmiştim. Karşılaştığım şehir beni biraz hayal kırıklığına uğratsa da Lübnan mutfağını ve insanlarını sevdiğimi söylemeden geçemeyeceğim.

Beyrut’a Vize Var mı?

Lübnan Türk vatandaşlarından vize istemiyor, bu nedenle pasaportunuzu ve uçak biletinizi alıp vizeyle uğraşmadan Beyrut’a gidebilirsiniz.

Güvercin Kayalıkları

Beyrut Nereler Gezilir ?

Bizim Beyrut için toplam 3 günümüz vardı. 2 günü şehir içine ayırdık ama 1 günde rahatlıkla gezebilirsiniz. Biz bu günlerden birisinde havanın sıcaklığını değerlendirip deniz kenarındaki havuzlarda biraz zaman geçirmeyi tercih ettik.

  • Saint George Maronite Katedrali
  • Mohammed Al – Amin Camii
  • Roma Kalıntıları
  • Downtown Bölgesi
  • Yıldız Meydanı
  • Beirut Souks
  • Zaitunay Bay: Burası marina bölgesi, lüks kafeterya ve dükkanlar, yürüyüş yolları yer alıyor. Hiç bir özelliği yok.
  • Pigeon Rocks (Güvercin Kayalıkları): Burası çok anlam veremediğim bir şekilde popüler ve kalabalıktı. Denizin kenarında yer alan kayalıklar Beyrut’un simgesi gibi. Gün batımında o kadar kalabalıktı ki bir kaç fotoğraf çekip hemen kaçtık.
  • Hamra Bölgesi: Bu bölge biraz Eminönü’ne benziyor; çarşı pazar havasında. Ayrıca uygun fiyatlı oteller de yer alıyor.
  • Jeiatta Mağarası, Harissa ve Byblos Turu: Tur firmaları ile anlaşarak da gidebilirsiniz, biraz pahalıya gelebilir; biz daha uygun olduğu için bir taksi ile anlaştık. Gün boyunca süren Jeita, Harissa ve Biblos turu için toplam 100 usd ödedik ve rahat rahat gezdik.

Jeiatta Mağarası pazartesi günleri kapalı, bunu dikkate alarak planınızı yapmanızı öneririm. Çok merak ettiğim, içerisinde botlarla gezilecek kadar büyük olan bu mağarayı benim gibi göremeden dönebilirsiniz.

Harissa ise Beyrut’a tepeden bakabildiğiniz ve kocaman bir Meryem Ana Heykelinin yer aldığı bir alan. Teleferikle de çıkabiliyorsunuz ama dikkat, teleferik de pazartesi günleri kapalı.

Unesco Dünya Mirası listesinde yer alan Byblos ( Biblos da diyebiliriz) ise Beyrut’a yaklaşık 40 dakika uzaklıkta eski bir liman şehri. Bu minik şehir Fenikelilerin ilk kurduğu şehir olmasıyla ve alfabenin burada doğmuş olmasıyla ünlü. Biblos nereler gezilir diyecek olursanız  güzel korunmuş limanından başlayarak tarihi çarşıya kadar uzanan güzel yürüyüş yolunda ilerleyip rengarenk dükkanları ziyaret edebilirsiniz.

Byblos

 Lübnan Mutfağı

Humus, tabbule, fattoush gibi yerel Lübnan mezelerini mutlaka denemelisiniz. Parmaklarınıza dikkat edin, o kadar güzeller. Ayrcıa menülerdeki pek çok yiyeceğin de ortak olduğunu göreceksiniz.

Hemen hemen her yer karşınıza nargile çıkacaktır, ben denemedim.

Rakının atası olduğu söylenen Arak milli içkileri. Tabii ki bunu denedim, daha sert bir içki beklememize rağmen rakıdan daha hafif bir tadı ve kolay içimi vardı.

Almaza birası da yerel biraları ve tadı çok güzel.

 

Bir hafta sonu çok farklı yerler görmek için değil ama biraz Akdeniz havası almak ve lezzetli mezelerle başınızı döndürmek isterseniz Beyrut güzel bir seçenek olabilir.

Kısa Kısa Hindistan :)

Kısa Kısa Hindistan :)

india3

Vize almak için önce konsolosluktan randevu almanız gerekiyor.  Randevuyu 20-25 gün sonrasına verebiliyorlar, erken başvurmakta fayda var. Vize başvurusunu şahsen yapmanız gerekiyor, genel olarak da başvuru yaptığınız gün vizeyi veriyorlar.

Turizm bürolarına erken saatlerde gitmeye çalışın ve en az 2 saatten önce işinizin bitmeyeceğini baştan kabul edin 🙂 İşler yavaş ilerliyor.

Tren ile seyahat etmeyi planlıyorsanız biletlerinizi erken almakta fayda var; yakın tarihlerde istediğiniz sınıflarda bilet bulamayabilirsiniz.

Birden fazla eyalet-şehir görmeye çalışın, aralarındaki farkları kolaylıkla gözlemleyebilirsiniz.

Eğer taksi kullanacaksanız şehir merkezlerinde ve havaalarında bulunan prepaid taksileri tercih edin.

Yanınıza kesinlikle sinek ilacı alın. Nerede karşınıza çıkacakları belli olmuyor 🙂

Hindistan’da şehir içinde en kolay ulaşım aracı rikşa, gerçekten çok hızlı ve pratik. Genelde iki kişilik, motosiklete bağlı bu araçlar ile trafikte hızlıca yol alabiliyorsunuz.

Dünyanın yedi harikasından birinin yer aldığı Agra’nın bu kadar bakımsız olmasını aklım almadı. Aslında tüm müze ve ören yerlerinin içi temiz ve yeşil, ama içerisi ve dışarısı birbirinden o kadar farklı ki… İçeriye girdiğinizde bambaşka bir dünyaya girmiş gibi oluyorsunuz.

Mutlaka kapalı sulardan için. Yemeklerde kola, fanta gibi asitli içecekler tercih etmenizi de öneririm, mideyi düzenlemeye çok yardımcı oluyor. Ben her tür yemeği denedim ancak her seferinde midem bozuldu. Bir kaç güne alışırım düşüncesiyle hareket edip denemeye devam ettim ama sonuç değişmedi. Hindistan seyahatimden 10 kilo vermiş olarak döndüm.

Agrada hayatımın en pis otelinde kaldım. Hijyen takıntınız varsa yanınızda ince bir çarşaf ve yastık kılıfı bulundurabilirsiniz. Odamızın olduğu 2. katta bir keçi, bir sürü tavuk ve odada da bir sürü böcek vardı. Varanasi’de kaldığım otel ise çok temizdi ama fareler vardı. Hindistan’da hayvanlar günlük hayatın çok içinde. Halk onlarla içiçe yaşamaya çok alışmış. Bu nedenle tepki vermek ya da korkmak yerine alışmaya çalışın, eğer bu ülkeyi ziyaret edecekseniz kaçış yok.

india4

Çok fazla plan yapmayın bu ülkede; düzenli, özenli bir Avrupa şehrinde değilsiniz sonuçta. Zaten ne kadar plan program yaparsanız yapın bu ülke neyi nasıl istiyrsa sizi o yöne doğru sürüklüyor. Akışla bırakın kendinizi, akışta kalın ve Hindistan’ı keşfedin!

Ben genel olarak gitmeden önce ‘sakın ha yapma’ denilen ne varsa yaptım sayılır; iyi ki de yapmışım:

Açık su- meyva suyu içme demişlerdi. Su içmedim ama buzlu buzlu taze sıkılmış meyva sularından afiyetle içtim, çok da lezzetliydi.

First class dışındaki sınıflarda tren yolculuğu yapma dediler, slepper sınıfı ile yolculuk yaptım; hem de sabaha kadar.

Şehirler arası transferlerde kesinlikle kara yolunu tercih etmeyin dememişler gibi Agra – Khajuraho arasını kara yolu ile gittim. Aslında bu iki şehir arasında yol yok gibiydi, bizim dağ yolu, köy yolu dediğimiz yollar bile bu yolun yanında iyi kalırdı.

Hayvanlardan uzak dur dediler, maymunlardan biraz ürksem de ellerimle sincap besledim. Fareli otellerde kaldım.

Ganj’a sakın girme, elini bile değdirme dediler. Aslında bunu da yapmayı çok isterdim ama Risikesh’e gidemedim. Bir daha ki sefere, gittiğimde bunu da yapacağım:)

 

india2

 

india1

Doğum ve Ölüm: Varanasi

Doğum ve Ölüm: Varanasi

 DSC_0475

Bildiğim hiç bir yere, daha önce gördüğüm hiç bir şehre benzemeyen şehir Varanasi. Hem ışıklar şehri, hem de karanlıklar prensi!

Hem ışığı hem de karanlığı aynı anda içinde barındırıyor. Anlatması çok zor ama ilk defa bir şehirde bu kadar karmaşık duyguyu bir arada yaşadım.  Hindistan zaten pek çok yerinde anlamaya, anlamlandırmaya çalıştığım bir ülke oldu ama Varanasi bambaşkaydı.  Bazen anlamaya çalışmadım, kendimi bıraktım ve sadece izledim.

Öyle bir şehir ki planladığımız hiç bir şey, kalacağımız hostel de dahil, planladığımız gibi gitmedi. Kısa sürede pes edip kendimizi şehre bıraktık ve şehrin bize getirdiklerini yaşadık.

İnek tarafından kovalanmak, otel mafyasının eline düşmek, kaldığımız fareli oteller, ölümü bekleyen insanlar, sonu olmayan bir fakirlik, insanlardan dolayı üzülemediğim sokak köpekleri, her şeye rağmen gülümseyen insanlar, dilenenler, dilenmeyenler, arka sokaklar, gizli saklı atölyeler, Tanrılar, maymunlar, Ganj’a bırakılan dilekler… Her şey çok birbirine geçmiş, yaşam ve ölümün bir arada olduğu şehir Varanasi…

Bazı şehirleri anlatmaya kelimeler yetmiyor, bazı şehirler tarif edilemiyor.  Bazı şehirler rehber kitaplarda yer alan mutlaka görün-yapın kalıplarına sığmıyor. Bunları okuyup gitmek gerekir elbette ama Varanasi’de bir şeyler planlayıp buna uymaya çalışmak yerine kendini şehre bırakmak gerekiyor. Şehir istediği yüzünü, istediği rengini sadece kendi istediği gibi gösteriyor.

Hem ölüm hem de hayat için Işık’ın hiç eksilmemesi dileğiyle… Eminim yolum bir gün bu şehre tekrar düşecek.

 



DSC_0682 DSC_0691

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Annapurna Trekking Notları

Annapurna Trekking Notları

 DSC_0307

 

Amaç Annapurna Base Camp olmasına rağmen zaman kısıtından dolayı Poon Hill ve civarında trekking ile yetinmek zorunda kaldık. Amnapurna Base Camp yürüyüşü en az 8 gün gerektiriyor. Bizim ayırabileceğimiz 5-6 gün olunca Poon Hill’i içeren 5 günlük bir rota çıkardık. Tüm günü o muhteşem dağların eteklerinde yürüyerek geçirmek ve her sabah ayrı bir manzarada uyanmak rüya gibiydi.

1. Gün
Pokhara’dan sabah 08:00 de özel bir araçla hareket ettik. Yürüyüşe başlayacağımız Nayapul  yaklaşık  ,5 saat sürdü. Bu nokta pek çok trekkingin başlangıç noktası, bu nedenle oldukça kalabalık.

İlk gün yürüyüş programımız oldukça hafifti,  4,5 saatlik yürüyüş içeriyordu. Bu kısım hem biraz alıştırma oldu, hem de hafif olduğu için bol bol fotoğraf molası vererek ilerledik. Varış noktası Tirkhedhunga’ya (1540m) saat 14:00 civarında vardık.
Yanınızda kitap bulundurmanızda fayda var, zira çok boş vaktiniz var ve hava karardıktan sonra dışarı çıkamıyorsunuz. Bunun sebebi de dağ köylerinde konaklıyor olmanız , uçurumlar ve ormandaki vahşi hayvanlar.  Ayrıca elektrik kesintisi var ama pek çok tesiste genel alanlarda jeneratör var.  Ayrıca pek çok yerde telefon çekmiyor, wi-fi yok. Olan yerlerde de telefon şarjı ve wi-fi kullanımı ücretli.

2. Gün
Rotamızda Tirkhedhunga’dan Ghorepani’ye gitmek bulunuyor. Yürüyüşün başlangıçı uzun (yaklaşık 2,5 saat) bir yokuş ve dik basamaklar içerdiğinden yürüyüşe çok erken başladık. Amaç güneş iyice doğmadan yokuşun basamaklar içeren kısmını atlatmaktı. Bu etap yürüyüşün ve tüm programın en zorlu kısmıydı. Nepali dilinde ilk öğrendiğim sözcük yokuş anlamına gelen “ukalo” oldu. Herkes birbirine ukalo ukalo diyerek yürüyordu.

Yolun diğer kısmı da oldukça yorucuydu. Toplam yürüyüşümüz 5-6 saat sürdü. Ghorepani’ye vardığımızda oldukça yorgunduk.

Ghorepani (2874m) konaklamak için çok güzel bir yer, etrafı ulu dağlar ile çevrili, Fish Hill,   Annapurna South, Himsuli’yi izleyebiliyorsunuz. Fotoğraf çekmekten kendimi alamadım.

3. Gün
Sabah 05:15’te Poon Hill’de güneşin doğuşunu karşılamak üzere yola çıktık. Yaklaşık 45 dakikalık bir tırmanıştan sonra Poon Hill’e vardık. Tepe oldukça kalabalıktı. Güneş doğmaya başladığında önce zirveleri aydınlanmaya başlayan ulu dağlar muhteşemdi. Bolca fotoğraf çektikten sonra Ghorepani’ye inip kahvaltımızı yaptık ve yine yollara düştük.

5 saatlik vadi inişli ve çıkışlı yorucu bir yürüyüş ile Tadapani’ye ulaştık. Sabah erken kalkmış olmanın ve yürüyüşün verdiği yorgunluk ile sıcak soba başında toplanma ve  yemek sonrasında derin bir uykuya bıraktık kendimizi.

4. Gün
Güne yine erkenden başladık. Zaten hava o kadar temizdi ki, hemen hemen her gün uyanmayı planladığımız saatten önce uyanabildik rahatlıkla. Tadapani’den Syauli Bazar’a önce düz sonra ağırlıklı iniş içeren bir rotadan yaklaşık 5 saatte ulaştık. Bu rota üzerinde müthiş ormanlardan geçtik, ağaçların tepelerinde atlayıp zıplayan maymunları izledik, tablo gibi bir doğanın içinde keyifle yol aldık.
Hamlığımızdan dolayı biraz tutulma yaşasak da bu kısım yürüyüşün en keyifli ve kolay kısımlarındandı.

5. Gün
Yürüyüşün son günü, Syauli Bazar’dan Nayapool’a varışımız yaklaşık 2,5 saat sürdü. Bu rotada genelde köylerden ve prinç tarlalarından geçiyorsunuz, bu nedenle köy hayatını ve insanları gözlemleme imkanınız oluyor.
Eğer zamanınız çok kısıtlı ise 4.gün parkuru birleştirerek zaman kazanabilirsiniz. Biz ayrı günlerde tutarak biraz daha dağlarda kalmayı tercih ettik. Ve bir rotamızı da böylece bitirdik.

Annapurna Base Camp yollarında görüşmek üzere, namaste!

DSC_0377DSC_0508

 

DSC_0476 

 

 

 

 

Dağlara Giden Yol: Pokhara

Dağlara Giden Yol: Pokhara

nepal1

Pokhara’ya Nepal’in başkenti Khatmandu’dan ulaşım için pekçok seçenek var. Uçak ve özel taksi ile gidebileceğiniz gibi pek çok otobüs firması arasından seçim de yapabilirsiniz. Uçak fiyatları tek yön 75 usd civarında iken otobüs fiyatları da 15-20 usd civarında. Kathmandu’daki turizm ofislerinden istediğiniz firmaya ait otobüs biletlerinizi alabilirsiniz. Bilet aldığınız acenta otobüsünüzün hareket noktası ve isterseniz transferiniz konusunda da size yardımcı oluyor.

Khatmandu – Pokhara arası 240 km olmasına rağmen yol 8 saat sürüyor. Yollar çok virajlı ve kötü. Bazı yerlerde yol yok, bizim köy yolu dediğimiz, iki aracın yanyana geçemeyeceği, bir tarafı dağbir tarafı uçurum yerlerden adım adım gidiliyor. Zaman zaman 10 km hızla gittiğimiz oldu. Otobüsler genellikle sabah saat 07:00 – 08:00arasında hareket ediyor. Bildiğim kadarıyla yolların kötü olması nedeniyle akşam saatlerinde sefer bulunmuyor.

Yolların kötü olmasına karşılık yol manzaraları da bir o kadar güzel. Trishuli nehri yolun büyük bir kısmında keyifle size eşlik ediyor. Rafting ve kano yapanları izlemek çok keyifli. Bu yol ayrıca çok güzel fotoğraf kareleri de sunuyor. Pokhara’ya giderken şoförün arka sırasındaki koltukları yani sağ tarafı tercih ederseniz nehir manzarasını daha rahat izleyebilirsiniz. Eğer özel araç ile gidiyorsanız yol üzerindeki teleferik ile çıkılan Budist Manastırını da görebilirsiniz. Biz otobüs ile seyahat ettiğimiz için göremedik.

Pokhara’da konaklama tesisleri, restorantlar, kafeteryalar, turizm acentaları, outdoor malzemeleri satan mağazalar göl boyunca sıralanmış durumda. Renkli bir şehir olmasına rağmen çok huzurlu gözüküyor, sanki gölün ve dağların bu şehre verdiği bir sakinlik var.

Pokhara’da yapabileceğiniz çok fazla aktivite var: Yamaç paraşütü, dağ bisikleti, rafting, kano, bungee jumping ve istediğiniz gün ve zorlukta trekking. Ayrıca gölde kayıkla gezinti yapabilir, göl civarında yürüyüş yapabilir, civardaki tepelerden muhteşem gün doğumu ve batımlarını izleyebilirsiniz. Burada insanın boş kalması ve canının sıkılması imkansız gibi.

Pokhara’da Sarangot tepesinden yamaç paraşütü yaptık. Himalayalar’ın gölgesinde kuşlar gibi uçtuk, karla kaplı ulu dağlara selam verdik, rüzgarla dans ettik. Bir de 5 gün boyunca Himalayalar’da koşturup durduk, her gün başka bir noktada Machhapuchhre, Annapurna South’e günaydın dedik, peşlerinde koşup durduk, maymunlarla dolu ormanlara daldık, tepeler çıktık, tepeler indik, uzak dağ köyleriyle tanıştık… Annapurna günleri gezimin en güzel ve özel günleriydi sanırım…

İlk defa gittiğim Pokhara ilk fırsatta tekrar gideceğim yerlerden.  Dönüş yolunda bile Annapurna Base Camp hayalleri kuruyorum. Bu güzel şehir ve dağlar insanı kendine tekrar tekrar çağırıyor zaten…

 nepal2DSC_0220

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Hindistan Hayalim

Hindistan Hayalim

Neden Hindistan diye pek çok arkadaşım soruyor. Çok zor olmadı aslında karar vermem; iç sesimi dinledim 🙂

Bir sürü seçenek varken hiç tereddüt etmeden karar verdim: Önce Hindistan, sonra Nepal!

Üniversite yıllarımdan beri hayallerimdedir Hindistan. Yıllar önce bir fotoğraf klübünün sergisinde tanışmış ve renklerine aşık olmuştum. Dünyanın yedi harikasından biri Tac Mahal’den önce renkleri kaldı aklımda. Sonra kalabalığı, kargaşası, tapınakları, pisliği, Ganj’ı, tanrıları, baharatları… Tanıdıkça daha çok merak ettim.

Hindistan’a gitmek için hep bir zamanım olduğunu düşünmüş ve beklemiştim. İçimden bir ses o zamanın geldiğini söyledi, kendime doğum günümde Hindistan hayalimi hediye etmeye karar verdim.

Şimdi yola çıkmak için günleri sayıyorum. Hayallerimi bir uçan balona benzetiyorum; ben de her şeye rağmen hiç vazgeçmeden, üşenmeden ve ertelemeden hayallerimin peşinde koşmaya çalışıyorum…

ucan_balon ve hayallerim