Browsed by
Kategori: Trekking

Patagonya’da Trekking: Torres Del Paine W Route

Patagonya’da Trekking: Torres Del Paine W Route

Torres Del Paine Milli Parkı

Patagonya… Bana hala ismi bile büyülü geliyor… Şili ve Arjantin’in güneyinden Antartika’ya kadar uzanan bölge, dünyanın sonu… Hem çok büyüleyici, hem de çok havalı, dünyanın sonu sonuçta 🙂

Torres del Paine de Şili Patagonyasında bulunan müthiş bir mili park. Torres Kuleleri ismini gökyüzüne doğru kule gibi uzanan 3 masif kayadan alıyor. Park içerisinde buzullar, çeşit çeşit bitki örtüsü yanında puma, kondor, guanako ve tilkiler görmek mümkün. Ki o tilkilerden birisini görebilme şansına sahip oldum.

Torres Del Paine Milli Parkı’nı ilk ne zaman duydum, W rotasını yürümeyi kafama ne zaman koydum bilmiyorum ama Güney Amerika seyahatimi planlarken ne olursa olsun o Patagonya’ya gideceğimi ve W rotasını yürüyeceğimi biliyordum 🙂 Zamanımın yetmeyeceğine dair endişelerim vardı ama her zamanki gibi şansım yaver gitti ve hayal ettiğim yerlere gidebildim…

Torres Del Paine Trekking

Şili Torres Del Paine Milli Parkına Nasıl Gidilir?

Şili’nin başkenti Santiago’da idim ve zamanım çok kısıtlı idi. Zamanım olsaydı Santiago’dan kıyı şeridini izleyerek otobüsle güneye inmeyi tercih ederdim ama uçakla Punta Arenas’a gittim. Punta Arenas’tan da 3 saat süren bir yolculuk ile Puerto Natales’e geçtim. Eger önceden rezervasyon yaptırdıysanız Puerto Natales otobüsleri sizi havaalanından alıyor. Rezervasyonum olmadığı için shuttle ile P.Arenas şehir merkezine inip otobüsleri buldum ve biletimi aldım.

Puerto Natales küçük bir yerleşim birimi ve Torres Del Paine’e ulaşmak için ana nokta. Ayrıca El Calafate, El Chalten’e de gidiş noktası, bu nedenle geleni gideni çok olan bir şehir. Hostel/otel rezervasyonlarınızı önceden yaptırmanızı tavsiye ederim. Bir de belirtmek isterim ki Güney Amerika’nın aksine Patagonya farkını fiyatlarda da hemen hissediyorsunuz, hostel/restoran fiyatları birden 2-3 katına çıkıyor.

Torres Del Paine W Rotası Trekking

5 günlük W rotası ya da 11 günlük O rotası yapabilirsiniz. Seçtiğiniz rotayı yürürken refugio denilen ortak alanlarda konaklayabilir, ortak kamp alanlarında kurulmuş olan çadırlarda konaklayabilir ya da kendi çadırınızı taşıyıp kurabilirsiniz. Aynı şekilde yeme içme konusunda da refugolardan önceden satın alabilir ya da kendi malzemelerinizi taşıyıp yemeğinizi pişirebilirsiniz.

Yürüyüşe başlamadan önce konaklama ve yeme içme olaylarına karar vermeniz ve gerekli rezervasyonları yapmanız gerekiyor. Yoksa özellikle yüksek sezonda zor durumda kalabilirsiniz. Puerto Natales’te Refugo denen konaklama alanlarını işleten iki tane firma var, bunların ofisine gidip yola çıkacağınız tarihlere göre refugo ya da kamp alanlarının uygunluğunu öğrenip, ödeme yapıp işlemlerinizi tamamlayabiliyorsunuz. Aynı şekilde kahvaltı, öğlen için hazır paket yemek ve akşam yemeği almak isteyorsanız buralarda önceden ödemesini yapıyorsunuz. Bunlara yolda karar vermek isterseniz yer- yemek bulamama riskini göze almalısınız. Ben düşük sezonda gitmeme rağmen hava biraz da soğuk olduğu için refugioslarda çok fazla boş yer yoktu.

Refugios dedikleri barınaklar aslında bir nevi hostel/yurt. Ortak alana sahip büyük ahşap evlerde 6 – 8 kişilik odalarda konaklıyorsunuz. Ayrıca duş için sıcak su olması dağda müthiş bir konfor sağlıyor.

Torres Del Paine Konaklama

Fiyatlara gelirsek maalesef oldukça yüksek. Sezona göre fiyatlar da değişiyor. Örneğin, 2016 yılı için düşük sezonda konaklamanın geceliği 50 usd, bu fiyat sadece yatak ücreti. Eğer uyku tulumu, yastık, çarşaf almak isterseniz fiyatlar 100 usd ‘ye kadar çıkabiliyor. Benim yanımda uyku tulumum olduğu için sadece yatak ücreti ödedim. Ancak uyku tulumum biraz ince kaldı, polarla kullanarak idare ettim.

Kahvaltı için 13 usd, öğle yemeği için 18 usd, akşam yemeği için de 24 usd ödemeniz gerekiyor. Ben yola çıkmadan önce her gün için ekmek arası bir şeyler hazırladım, öğlen için atıştırmalık ve meyve aldım. Sadece akşam yemeklerini satın alarak biraz ekonomi yapmaya çalıştım.

Konaklamalar dışında bir de milli park girişine kadar sizi götürecek olan otobüs için  bilet almalısınız. Bir kaç firma var ve hepsi saat 07:30’da hareket ediyor. Bileti bir gün önceden almanız yeterli. Bu otobüsle Puerto Natales’den 2,5 saat süren bir yolculuk ile W rotasında yürümeye başlayacağınız Hosteria Las Torres’e ulaşıyorsunuz. Burası parkın girişi, park giriş biletlerinizi buradan alıp sürekli ring sefer yapan otobüslere biniyorsunuz ve sizi  yürüyüşünüzün başlangıç noktasına bırakıyorlar. Ve dün gibi hatırlıyorum o günü; kocaman bir milli park içinde muhteşem bir vadiye karşı biraz merak, biraz mutlu, biraz tedirgin ama en çok heyecanla tek başıma yürümeye başlamıştım…

Notlar

Torres Del Paine W Rotası
  • Haritada dikkat ederseniz pembe işaretli yürüyüş rotanız W şeklinde. Yürüyüşe nereden başlayacağınıza karar vermeniz gerekiyor (aslıbnda refugio seçimlerinizi/ tarihlerini de buna göre ayarlamalısınız). Ben haritada işaretli başlangıç – bitiş noktalarındaki rotada yürüdüm. Ama tersini de yapmak mümkün. İtiraf etmek gerekirse benimkisi bilinçli bir tecih değildi. Arada ne fark var derseniz benim rotamda ilk gün Torres bacalarına tırmanıp diğer günlerde bacaları arkamda bıakıp yürüyüşe devam ettim. Diğer rotada ise son gün bacalara ulaşıyorsunuz ama hava açık ise onlara doğru yürüdüğünüzden hep karşınızda tüm ihtişamıyla duruyorlar. Seçim size kalmış 😉
  • Rezarvasyonlar önemli. Barınak/çadır ve hatta alacaksanız yemek rezervasyonlarınızı mutlaka yola çıkmadan önce yaptırın.
  • Yanına alacağınız kuru yemiş, meyve ve atıştırmalıklar çok işinize yarayacaktır. Alışverişinizi yola çıkmadan önce yapmanızı tavsiye ederim.
  • Benim gittiğim dönem aşırı rüzgarlı idi. Rüzgar durdurucu (wind stopper) özelliği olan bir bere kullanırsanız çok rahat edersiniz.

Torres Del Paine Yürüyüş Günlüğüm

1. Gün: Las Torres – Chileno
Ortalama 7-8 saat yürüyüş, toplam 9 km.

Puerto Natales’de otogardan 07:30 da bizi milli parka goturecek otobuslere biniyoruz. Yaklasik 2 saat suren bir yolculuk ile park girisine ulasiyoruz ( Laguna Amarga entrance and Ranger station). Burada parka giris ucretlerini odeyip harita ve bilgilendirme kagitlarini okuyup imzaliyoruz. Yuruyus baslangic noktasina yaklasik 20-25 dakikalik otobus yolculugu ile ulasiyoruz.

Ve yuruyuse baslangic noktasindayiz. Herkesin elinde haritalar bir heyecan, bir telas, son hazirliklar vs.. Hazirligini tamamlayan yola cikiyor;ben de hostelden beraber taksiye bindigim bir cocuk ile yurumeye basliyorum.

Yuruyusun baslangıç noktası Las Torres. Buradan 2 saatlik bir yürüyüş ile ( genelde tırmanış) kamp alanımız Chileno Shelter and Camping’e ulaşıyoruz. Eşyalarımızın bir kısmını burada bırakıp ve biraz dinlenip meşhur bacaları ve gölü görmek için yola çıkıyoruz. Yaklaşık 1,5 saat orman içerisinde süren tırmanış ve 1 saat de kayalıklar içerisinde hoplaya zıplaya gidiyoruz. Bu son 1 saat içerisinde bize önce deli bir rüzgar, kar, tipi, sis ve sonrasında yüzünü hafifçe gösteren bir güneş bize eşlik ediyor. Bacalar cidden çok güzel, kar da duruyor ama sis bir türlü tam olarak dağılmıyor. Ama doğa ana bize başka güzellikler sunuyor ve bu eşsiz manzara içerisinde üzerimizde kocaman bir condor uçarken göl kenarında su içen ve yiyecek arayan bir tilkiyi fotoğraflayabiliyorum. Daha önce hiç bu kadar doğanın içerisinde hissetmemiştim sanırım.

Aynı yoldan çok ama çok üşümüş olarak keyifli bir şekilde kamp alanına dönüyoruz.

Torres Bacaları

2. Gün: Chileno – Los Cuernos
Ortalama 5-6 saat yürüyüş, toplam 15 km.

Güne erkenden başlıyor ve uzunca bir kahvaltı keyfi yapıyoruz. Dün göremediğimiz bacaları güneşin aydınlatmasını keyifle ve hafif kıskançlıkla izliyoruz.

Bugünün hedefi Los Cuernos Shelter and Camping. Nordernskjöld Gölünü izleyerek muhteşem manzaralar eşliğinde yürüyoruz. Yürüyüş yorucu değil, rota çok keyifli. Bol bol fotoğraf molası verip sohbet ederek rotayı tamamlıyoruz.

Gece ara ara rüzgarın sesinden uyanıyorum; konakladığımız odanın küçücük penceresinin camları rüzgardan patlayacak diye cidden çok korkuyorum. Daha önce hiç böyle bir rüzgar duymadım, görmedim.

Şili Torres Del Paine

3. Gün: Los Cuernos – Paine Grande
Ortalama 9-10 saat yürüyüş, toplam 16 km.

Bugünün programı çok yoğun olduğu için erken kalkıyoruz. Amaç bir an önce kahvaltımızı yapıp yola çıkmak ama hem hava aydınlanmıyor hem de dışarıda çılgın bir fırtına var. Saat 08:00 civarında hava aydınlanınca yürüyüşe başlıyoruz. İlk 2,5 saat iniş ağırlıklı ve oldukça kolay geçiyor. Ancak sonraki 3 saat sürekli tırmanma içeren kısım deli bir rüzgarın da eşlik etmesiyle bizi çok yoruyor. Bir ara hayranlıkla izlediğimiz buzullardan kar tanesi minikliğindeki buz parçaları suratımıza çarpıyordu ve rüzgardan birbirimize tutunup yürümeye çalışıyorduk. Bahsettiğim rüzgar gerçekten daha önce karşılaştıklarıma benzemiyor. Hedef Britanico manzara noktası da tabi ki bizi rüzgarla karşılıyor, biraz dinlenip aynı yolu 2 saatte iniyoruz. Buradan da 2 saatlik göl kenarı ve bol rüzgarlı bir yürüyüş ile konaklayacağımız Paine Grande’ye ulaşıyoruz.

Evet yorgunuz ama yine keyifliyiz. Yollarımızın Torres del Paine’de kesiştiği ve 3 gündür gece gündüz beraber olduğumuz grupla iyice kaynaşmış durumdayız. Bunu da güzel bir şarapla kutluyoruz.

Günün tüm yoruculuğuna rağmen keşke zamanım olsaydı diyorum, olsaydı da 11 günlük O rotasını yürüyebilseydim…

Şili – Paine Grande

4. Gün: Paine Grande – Grey Shelter / Puerto Natales

Bugün yürüyüşün benim için son günü, aslında bir gün daha var ama benim dönmem gerekiyor. Bu nedenle W rotasının Grey kısmını yapamamış oluyorum. Pohe gölünden müthiş manzaralar eşliğinde geri dönüyoruz bugün.

Benimle beraber Hindistanlı Andor’da bugün dönüyor. Devam edenlerle yaklaşık 1 saat filan vedalaştık, sarılıp sarılıp durduk, bir türlü ayrılamadık. Kendimi Türk bir ekibin içinde gibi hissettim hatta J Bu duyguyu çok seviyorum işte. Çok az tanıdığın hatta aslında hiç tanımadığın bir sürü insanı çok seviyorsun ve kısacık zaman dilimlerinde bile günlük hayatının içindeki insanlardan çok daha fazla şey paylaşıyorsun. Cidden şanslı hissediyorum kendimi. Karşıma hep güzel insanlar çıkıyor.

Torres Hatırası
Perito Moreno Buzulunda Trekking

Perito Moreno Buzulunda Trekking

Nedir, kimdir bu Perito Moreno Buzulu?

Los Glaciares Milli Parkı içerisinde bulunan Perito Moreno Buzulu dünyamızdaki en özel oluşumlardan birisi. Biz insanlar kendi kendimize yetemezken ve her şeyi tüketirken bu buzul erimek bir yana sürekli büyüyor. Bunun sebebi de Büyük Okyanus’dan gelen bulutların And Dağları’na çok kuvvetli yağışlar bırakmasıdır. Su kaynaklarımız giderek azalırken Perito Moreno buzulu Dünya’mıza verilen en büyük hediyelerden birisi.

Buzul başlı başına bir görsel şölen, hayatımda gördüğüm en etkileyici manzaralardan birisine sahipti. Sürekli olarak 60 km’lik buz kitlesi günde yaklaşık 1 m öne sürükenirken 60 m. yükseklik ve 5 km genişliğindeği ön cepheden sürekli bir kırılma ve çatırdama sesleri geliyor ve müthiş bir ses ile buzuldan kopan parçalar suya düşüyor.

Perito Moreno Buzuluna Nasıl Gidilir?

Ben Perito Morena buzuluna 80 km uzaklıktaki El-Calafate’den (Arjantin) gittim. Bu küçük kasaba pek çok yere gitmek için güzel bir nokta. Bildiğim kadarıya Puerto Natales’den (Şili) de ulaşım var; yerel turlar veya otobüs firmaları bulabilirsiniz.

El Calafate’den Perito Moreno’ya gitmek için bir kaç alternatif var. Los Glaciares Milli Parkı’na giden otobüslere bilet alıp buzulu izleyen ve bir sürü seyir terası olan parka kolayca ulaşabilirsiniz. Tek maliyetiniz otobüs bileti ve giriş ücreti olacaktır.

Diğer seçenek ise turla gitmek. Turla gittiginizde sizi hostelinizden alıyorlar ve transferinizi sağlıyorlar, giriş ücreti dahil. Bir de tekne ile buzullara doğru bir gezinti yapıyorsunuz. Kendiniz organize edip gitmenizden farkı bu.

En güzel seçeneği ise en sona sakladım 🙂 Bu benim en çok ilgimi çeken kısım idi, Perito Moreno buzulunda mini trekking! Evet maalesef bu turun fiyatı diğer seçeneklere göre daha yüksek ama değer mi derseniz, kesinlikle değer! Düşünsenize buzul görmekle kalmıyor, bir de üzerinde yürüyorsunuz! Bu tura transfer, giriş ücretleri, ufak bir tekne ile buzullara ulaşım, yürüyüşte kullanacağınız malzemeler dahil. Kullanacaginiz krampon ve eldivenleri size veriyorlar hatta kramponlari takmaniza yardimci olan bir ekip bile var. Yürüyüşe başlamadan önce nelere dikkat etmeniz, nasıl yürümeniz gerektiği konusunda da bilgilendirme yapılıyor.

Sonrasında ise buz mavisinin binbir tonu üzerinde önce biraz tedirgin sonra da atlama zıplamaya başlayan bir Aydan var, bu buzullar bir harika!

 

MACHU PICCHU TREKKING REHBERİ

MACHU PICCHU TREKKING REHBERİ

machu picchu

Machu Picchu’ya trekking yaparak dağlardan gitmek isteyenler için nihayet notlarımı toparladım: İnka trail nedir, ne değildir, nasıl organize ettim, dağlarda bu 4 günüm nasıl geçti.. Aklıma gelen her şeyi yazmaya çalıştım, İnkalar’ın izinde yürüyecekler için umarım faydalı olur.

Ulaşım Seçenekleri:

Machu Picchu’ya otobüs-tren ile veya İnkalar’ın izinde yürüyerek ulaşabilirsiniz.

En kısa yöntem Cusco’dan Aquas Calientes’e kadar tren ile gidip sonrasında otobüs veya kısa bir yürüyüş ile Machu Picchu’ya ulaşmak. Ama biraz daha zorlu bir yol seçip İnkalar’ın izinde yürümek ve o muhteşem dağları yaşamak isterseniz iki alternatif  var. Birisi benim de tercih ettiğim İnka trail olarak geçen 3 gece 4 günlük bir yürüyüş programı. Diğeri ise 5 gece 6 gün süren ve 6000 metrelere çıkan Salkantay rotası.

Ben hem zaman kısıtından hem de 6000 metrelerde aklimitize olmak için vaktim olmadığından İnka Trail’i seçtim. Bu rotanın bir özelliği de küçük İnka köylerinden ve tarihi yerleşim merkezlerinden geçmesi ve bu bölgeye giriş izinle olduğu için kişi sayısının sınırlı olması. Kendi çadırınızı, uyku tulumunuzu alıp yürüyebileceğiniz bir rota maalesef değil. Bu nedenle önceden bu yürüyüşü organize etmeye yetkisi olan firmalardan birisine rezervasyon yaptırmanız gerekiyor. Özellikle yaz döneminde çok fazla talep olduğu için önceden rezervasyon yaptırmak gerekiyor.

Ben rota olarak İnka Trail’a karar verdikten sonra internet üzerinden bulduğum firmalar ile yazışmaya başladım, bulduğum firmaların çeşitli seyahat sitelerindeki referanslarını araştırdım. Zaten genelde sundukları program birbirine çok yakın; rehberiniz ve turda karşılaşacağınız insanlar ise tamamen şans… Çok vakit kaybetmeden birisini seçtim, mailleştik, kayıt ve resmi izinler için gerekli bilgileri ve bir miktar kapora göndererek kaydımı yaptırdım.

Ne Zaman Gidilir?

Nisan – Ekim kuru dönem, Kasım – Mart ise yağışlı dönem olarak geçiyor. Ben İnka Trail’e 8 Mart’ta başladım. Ara sıra yoğun yağışlar ile karşılaştık, çadırda kaldığımız için yağışlar ortamı biraz zorlaştırdı ama  öyle çok büyük zorluklar da yaşamadık. Tabii ki en ideali kuru dönem olarak geçen yaz dönemi. Ancak o dönemde de talep çok fazla olduğu için çok erken kayıt yaptırmak gerekiyor.
Ek olarak Peru genel olarak yumuşak bir iklime sahip olsa da yürüyüşe başlayacağınız Cusco şehri 3400 metre yükseklikte ve bu yüksekliğe alışmak biraz zaman alabiliyor. Bu nedenle yürüyüşten bir kaç gün önce Cusco’ya gelip vücudunuzu alıştırmanız güzel olur.

Organizasyon Detayları:

İlk kayıt yaptırdığım zaman genel bilgileri (firmanın sağladığı malzemeler, yanınıza almanız gereken malzemeler vb) ve tur programını mail ile iletmişlerdi. Ben de internet üzerinden biraz araştırma yapmıştım. Yürüyüşe başlamadan bir gün önce rehberlerin de katıldığı kısa bir tanışma toplantısı yaptık. Hem gruptakiler ile tanışmış olduk hem de dağda özellikle ihtiyaç duyabileceğimiz malzemeler konusunda tekrar bilgi verdiler. Bunların listesi internet sitelerinde de zaten var.

Çadır, mat ve yemek organizasyonu tur tarafından sağlanıyor. Eğer isterseniz uyku tulumu, baton gibi malzemeleri kiralayabilirsiniz. Ek olarak belli bir ücret karşılığında taşıma hizmeti de alabiliyorsunuz, yani  sırt çantanızda sadece su ve fotoğraf makineniz ile yürüme imkanınız var.
Özellikle belirtmek isterim Cusco 3000 metrenin üzerinde bir şehir olduğu için ilk gittiğinizde biraz sersemletiyor. Vücudunuz bu yüksekliğe bağlı olarak baş ağrısı, yorgunluk, biraz hızlı hareket edince nefes nefese kalma gibi pek çok tepki verebiliyor. Bu nedenle İnka Trail’a başlamadan bir kaç gün önce Cusco’da olmanız ve bu yüksekliğe alışmanız öneriliyor.

 

inca_trail_map

Tur Programı:

  1. Gün:

Cusco’dan sabah 04:30’da yola çıkıyoruz. Yolda verdiğimiz bir kahvaltı molasından sonra yürüyüşe başlayacağımız Piscacucho’dayız. Yürüyüşün başlangıç noktasında pasaportlarımızla giriş izinlerimiz kontrol edildikten sonra muhteşem dağlar arasında yürümeye başlıyoruz.
İlk gün etabı 2700 metreden başlıyor, bitiş noktası 3300 metre. 16 km.lik yürüyüşümüz ortalama 7 saat sürüyor.  Oldukça kolay bir rotadan yürürken birden bastıran yağmur bize hoş geldiniz diyor. Öyle çok bastırıyor ki sudan çıkmış balığa dönüyoruz ve ‘kuru sezon’ ve ‘ıslak sezon’ arasındaki farkı çok iyi anlıyoruz!

Kamp alanına vardığımızda yağmurdan iyice sersemlemiş durumdayız. Çaylarımızı içip biraz dinlendikten sonra akşam yemeğimizi de yiyip hemen uyumak için çadırlara dağılıyoruz. Saat sanırım 20:30 civarında hem de!

Not: Yanıma yağmurluk yerine uzun bir panço almıştım ve bu trekking boyunca hayatımı kurtardı. Uzun ve büyük olduğu için çantamı da koruyabildim, kesinlikle tavsiye ederim.

inka_trail_group

  1. Gün: 

Sabah 05:30 da uyanıp vakit kaybetmeden yola çıkıyoruz. Evet sabahın bu erken saatleri oldukça serin. Bugün yürüyüşün en sert günü! 4250 metredeki ‘Dead Woman Pass’i de  içeren 2 zirve aşıyoruz. İnanılmaz güzel dağlardan, vadilerden geçiyoruz, İnkalara hayran kalmamak elde değil. Konaklama 3600 metre yükseklikte.

Hem güneşte yanmış olmamın hem de yüksekliğin etkisiyle akşam yemeğinden sonra çok halsiz hissediyorum. Zaten sürekli esneyip duruyordum ki bu da yükseklikten kaynaklı idi. Bu durumda vücudumun bana verdiği mesajları dinlemem gerektiğini çok iyi bildiğimden saat 20:30 civarında gidip yatıyorum.

inka_trail_camp

  1. Gün:

Bugün yürüyüşün en hafif günü, herkesin keyfi yerinde 🙂 Güne yine erkenden başlayıp keyifle yürüyoruz, tüm ekip artık iyice kaynaşmış durumdayız.

Bugün ziyaret ettiğimiz Winaywayna, Machu Picchu’nun minik bir kopyası gibi. Sisler arasından birden karşımıza çıkınca çok şaşırdık ve çok sevdik. Kesin olmamakla beraber bu yapıların İnka’ların yazlık yerleşim yerleri olduğu düşünülüyor; yer seçimindeki en temel nokta ise su kaynaklarına yakın oluşları. Gün boyu rehberlerimizden maaalesef yazılı iz bırakmayan İnka medeniyetine dair bilgi alıyoruz.

inka_trail_winaywayna

  1. Gün:

Bugün son gün olduğu için 03:00’te ayaktayız ve hızlıca hazırlanıyoruz. Kahvaltı için hazırlanan paketlerimizi alıp son kontrol noktasında sıraya giriyoruz. Yürüyüşe başlamadan önce veya yürüyüş sırasında belirlenmiş kontrol noktalarına bildirim yapmak zorunlu. Yaklaşık 1-1,5 saat beklemeden sonra ( ki bu kısım çok soğuk) kayıt işlemlerini tamamlayıp yürüyüşe başlıyoruz. İlk hedef Güneş Kapısı!

Machu_Picchu_Sun_Gate

İnkalar’ın Güneş Tapınağı sonrasında Machu Picchu’ya doğru yol alıyoruz. Yaptığım en güzel yürüyüşlerden birisi oldu bu, güneşi, ayı, yıldızları kısacası İnkaları kovalayıp durduk dağlarda. Veee sonunda karşımda bir düş gibi Machu Picchu duruyor! Çevresindeki dağlarla, bir inip bir kaybolan sislerle gerçekten çok güzel! Hatta gerçek değil de sanki yeni tamamlanmış bir yağlıboya tablo gibi duruyor… Ama itiraf etmeliyim ki Machu Picchu’dan da güzel olan ona giden yollar…

Peki bitti mi? Tabii ki bitmedi! Sırada Wayna Picchu var 🙂  Machu Picchu’ya ulaştıktan sonra bir de hemen yanında bulunan Wayna Picchu’ya yani Genç Dağ’a da tırmandık. Önemli bilgi; eğer WaynaPicchu’ya da tırmanmak istiyorsanız ekstra ücret ödemeniz ve kesinlikle önceden rezervasyon yaptırmanız gerekiyor. Çünkü buraya da her gün sınırlı sayıda insanın tırmanmasına izin veriliyor. İtiraf ediyorum, gecenin 03:00’ünde uyanıp 4 günlük trekking yorgunluğu üzerine tam bitti derken yeni bir dağ beni çok yordu, oldukça yorucu bir tırmanış gerektiriyor ama muhteşemdi! Yine olsa yine yaparım J

machu_picchu_wayna_picchu

Sonrasında ise şehre dönüş, 4 gün içinde iyice kaynaştığımız ekip ile veda yemeği, internete kavuşma ve sevdiklerimiz ile haberleşme… Sonra önce güzel bir tren yolculuğu ve sonra otobüs ile Cusco’ya varış  ve yorgunluktan bayılmaca…

Vakti olanlar için kesinlikle tavsiyem bu yolu yürümeleri… O dağların ve bulutların içinde olmak ve Machu Picchu’ya ulaşmak insanın kendisine verebileceği en güzel hediyelerden birisi…

 

Kilimanjaro Tırmanış Deneyimi

Kilimanjaro Tırmanış Deneyimi


Kilimanjaro yollarında

Bir kitap ismi ve kapağı bazen yıllar sonra insanı yollara düşürebiliyor. Ernest Hemingway’den Kilimanjaro’nun Karları bilinç altıma kazınmış olmalı ki ilk Kenya-Tanzanya hayali kurmaya başladığımda Kilimanjaro rotamda vardı.

Öncelikle tur rotamı Kenya ( 5 gün safari ) – Zanzibar (3 gün yaymaca-dinlenmece) – Tanzanya ( Kilimanjaro tırmanışı -6 gün )  olarak belirleyip biletlerimi buna göre aldım. Daha sonra Kenya için safari turlarını, Tanzanya için de Kilimanjaro tırmanış turları ve yürüyüş gruplarını araştırmaya başladım.

Safari için çok fazla alternatif firma ve kaynağa ulaşabilmeme rağmen maalesef Kilimanjaro tırmanışı için o kadar şanslı değildim. Yıllar önce tırmanış yapmış Cenk Bey dışında kimseye ulaşamadım, zaten Türkçe çok fazla kaynak da bulamadım.

Horombo_kamp_2

Kilimanjaro’ya öyle elinizi kolunuzu sallayıp gidemiyorsunuz, kendi başınıza kamp da yapamıyorsunuz. Bu nedenle çıkış denemek istediğimiz rotayı (Marangu route)belirleyip internet üzerinden pek çok firma ile yazışarak programlarını inceledik, fiyatları karşılaştırdık. Karar vermek çok kolay olmadı.

 Öncelikle çıkış için izinlerinizin alınması, kayıtlarınızın yapılması, zorunlu ücretlerin ödenmesi gerekiyor. Maalesef bu zorunlu ücret ve harçlar oldukça yüksek, kişi başı 600-700 usd civarında. Bu nedenle tırmanış için tur firmalarının fiyatları da oldukça yüksek, asgari 1500 usd den başlıyor. Peki neler var bu fiyata dahil?

Dağ çıkış izin ve vergileri, herhangi bir acil durum için kurtarma, rehberlik, dağdaki bungolovlarda konaklama, sabah, öğle, akşam yemekleri, sıcak su ve içme suyu. Tırmanışınız süresince yiyecek içeceğiniz dağdaki son kamp alanına kadar taşınıyor.  Dağda su bulunmuyor, içme suyu için derelerden alınan suyu kaynatıyorlar, yükseldikçe de kar suyu eritiliyor. İlle de kapalı şişe su isterim derseniz bu maliyete yansıyor. Yemekler için ise özel istekleriniz, tercihleriniz var ise söylemek de fayda var. Genel olarak kendi yerel yemeklerini pişiriyorlar, çok bayılmasak da dağ koşullarında dağ fareleri ile beraber aç da kalmadık.

kilimanjaroda_yemek2

kilimanjaroda_yemek Kilimanjaro_kamp_yemek alanı

Tırmanışın başlangıcından sonuna kadar rehberler size eşlik ediyor. Biz 2 kişiydik ama öncü ve artçı rehber zorunlu olduğu için 2 rehberimiz vardı. Bunun dışında 1 aşçı ve 2 taşıyıcı vardı, dağda kalacağınız süre içinde hem sizin hem de rehberlerin kullanacağı uyku tulumu, mat, zirve için gerekli giysiler ile yiyecekler ve içecekleri taşıyorlar. Evet, siz turistik gezi modunda ufak bir sırt çantası ile tatlı tatlı yürüyüş yapabiliyorsunuz. 2 kişi tırmanış yapacak diye 5 adam daha dağa çıkıyor. Olaya böyle bakınca biraz tuhaf geliyor ama Kilimanjaro bir çeşit de gelir kaynağı yaratmış yöre halkı için.

Kili yollarında 1

Konaklama için belirli noktalarda 2 kişilik bungolovlar var, isterseniz çadır konaklama da seçebilirsiniz.  Son kamp alanı Kibo Hut (4720 m) ortak konaklama alanına sahip, 8-12 kişilik odalarda konaklama yapılıyor, zaten burada biraz dinlenip tırmanışa geçiyorsunuz.

Kibo_Kamp_4720m

Bence diğer önemli konu tırmanışınız boyunca size eşlik edecek rehberleriniz.  Tırmanış süresince sizi hiç yalnız bırakmıyor ve her türlü soru ve sorununuzla ilgileniyorlar. Bu konuda kişisel olarak bir sorun yaşamadım. Ama konaklama alanlarında karşılaştığınız diğer ekip ve rehberler ile kıyasladığınızda bazı farklar olduğunu görebiliyorsunuz. Açıkcası biz anlaştığımız firma ile yazışırken sınırlı bütçemizden dolayı pazarlık etmiştik. Bu pazarlığın bize aslında daha pahalıya patladığını maalesef yolda anladık. Tur süresince yanımızda bulunan rehberlerimiz aslında sadece bölgeyi iyi bilen kişilerdi, maalesef rehberlik yapacak ölçüde deneyime ve özgüvene sahip değillerdi. 4720 metredeki son kamp alanından zirve denemesi için yola çıktığımda aslında yanımdaki adama hiç güven duymadığımı farkettim. Dağdan inip turun sahibi ile görüşüp bu konudaki eleştirilerimizi ilettiğimizde yaptığı 300 usd’lik indirimi nispeten ucuz rehberler ile çalışarak kapattığını itiraf etti. Bu nedenle eğer yapılan indirim size sunulan hizmetin kalitesinde ve içeriğinde bir takım eksikliklere sebep olacak ise bir kez daha düşünün derim.

Kilimanjaro tırmanışı için yola çıkarken yanıma içlik, çorap, ayakkabı ve uyku tulumu gibi bazı kişisel malzemelerimi almakla beraber bir kısmını da tırmanışa başlayacağımız Moshi şehrinde dağcılık malzemeleri kiralayan bir dükkandan kiraladık. Böylece kalın mont, baton, rüzgarlık vb pek çok malzemeyi taşımamış olduk.

Kili yollarında 2

Aslında tırmanış rotanız, seçtiğiniz tur firması, rehberleriniz, özel tercihleriniz maliyetleriniz ile beraber tırmanışınızın kalitesini de belirliyor Burada en önemli noktanın birlikte hareket ettiğiniz rehberler olduğunu düşünüyorum. Bunun detayları ve Kili tırmanış deneyimim de başka bir yazı konusu olsun.

Dağlarda görüşmek dileğiyle…

 

Aladağlar’dan Selam

Aladağlar’dan Selam


Aladaglar3

Emler Zirve tırmanışı için gittiğim Aladağlar’da telefonumun azizliğine uğradım. Taşımak zor olur düşüncesiyle fotoğraf makinamı da yanıma almamıştım, hata yapmışım. O güzelim dağlar içinde fotoğraf çekemediğim için çok üzülsem de, tüm hafta sonu dağları doyasıya izlemenin keyfini çıkarttım.

Aladağlar Milli Parkı içerisinde çeşitli tırmanış rotaları yanı sıra yürüyüş parkurları da bulunuyor. Bu bölgenin yurdumuzun gizli saklı kalmış cennet köşelerinden birisi olduğunu düşünüyorum; belki de keşfedilmediği için bu kadar güzel…

Dağlardan uzun süredir uzak kalmanın cezasını biraz nefes sorunu yaşayarak ödesem maalesef. Ama Emler zirve ile Aladağlar’ı keyifle selamlayıp bu ulu dağlara bir kez daha hayran kalarak yürüyüşümü tamamladım.

Dağlara bu kadar ara vermemek dileğiyle 🙂

Aladaglar1Aladaglar4Aladaglar2

Annapurna Trekking Notları

Annapurna Trekking Notları

 DSC_0307

 

Amaç Annapurna Base Camp olmasına rağmen zaman kısıtından dolayı Poon Hill ve civarında trekking ile yetinmek zorunda kaldık. Amnapurna Base Camp yürüyüşü en az 8 gün gerektiriyor. Bizim ayırabileceğimiz 5-6 gün olunca Poon Hill’i içeren 5 günlük bir rota çıkardık. Tüm günü o muhteşem dağların eteklerinde yürüyerek geçirmek ve her sabah ayrı bir manzarada uyanmak rüya gibiydi.

1. Gün
Pokhara’dan sabah 08:00 de özel bir araçla hareket ettik. Yürüyüşe başlayacağımız Nayapul  yaklaşık  ,5 saat sürdü. Bu nokta pek çok trekkingin başlangıç noktası, bu nedenle oldukça kalabalık.

İlk gün yürüyüş programımız oldukça hafifti,  4,5 saatlik yürüyüş içeriyordu. Bu kısım hem biraz alıştırma oldu, hem de hafif olduğu için bol bol fotoğraf molası vererek ilerledik. Varış noktası Tirkhedhunga’ya (1540m) saat 14:00 civarında vardık.
Yanınızda kitap bulundurmanızda fayda var, zira çok boş vaktiniz var ve hava karardıktan sonra dışarı çıkamıyorsunuz. Bunun sebebi de dağ köylerinde konaklıyor olmanız , uçurumlar ve ormandaki vahşi hayvanlar.  Ayrıca elektrik kesintisi var ama pek çok tesiste genel alanlarda jeneratör var.  Ayrıca pek çok yerde telefon çekmiyor, wi-fi yok. Olan yerlerde de telefon şarjı ve wi-fi kullanımı ücretli.

2. Gün
Rotamızda Tirkhedhunga’dan Ghorepani’ye gitmek bulunuyor. Yürüyüşün başlangıçı uzun (yaklaşık 2,5 saat) bir yokuş ve dik basamaklar içerdiğinden yürüyüşe çok erken başladık. Amaç güneş iyice doğmadan yokuşun basamaklar içeren kısmını atlatmaktı. Bu etap yürüyüşün ve tüm programın en zorlu kısmıydı. Nepali dilinde ilk öğrendiğim sözcük yokuş anlamına gelen “ukalo” oldu. Herkes birbirine ukalo ukalo diyerek yürüyordu.

Yolun diğer kısmı da oldukça yorucuydu. Toplam yürüyüşümüz 5-6 saat sürdü. Ghorepani’ye vardığımızda oldukça yorgunduk.

Ghorepani (2874m) konaklamak için çok güzel bir yer, etrafı ulu dağlar ile çevrili, Fish Hill,   Annapurna South, Himsuli’yi izleyebiliyorsunuz. Fotoğraf çekmekten kendimi alamadım.

3. Gün
Sabah 05:15’te Poon Hill’de güneşin doğuşunu karşılamak üzere yola çıktık. Yaklaşık 45 dakikalık bir tırmanıştan sonra Poon Hill’e vardık. Tepe oldukça kalabalıktı. Güneş doğmaya başladığında önce zirveleri aydınlanmaya başlayan ulu dağlar muhteşemdi. Bolca fotoğraf çektikten sonra Ghorepani’ye inip kahvaltımızı yaptık ve yine yollara düştük.

5 saatlik vadi inişli ve çıkışlı yorucu bir yürüyüş ile Tadapani’ye ulaştık. Sabah erken kalkmış olmanın ve yürüyüşün verdiği yorgunluk ile sıcak soba başında toplanma ve  yemek sonrasında derin bir uykuya bıraktık kendimizi.

4. Gün
Güne yine erkenden başladık. Zaten hava o kadar temizdi ki, hemen hemen her gün uyanmayı planladığımız saatten önce uyanabildik rahatlıkla. Tadapani’den Syauli Bazar’a önce düz sonra ağırlıklı iniş içeren bir rotadan yaklaşık 5 saatte ulaştık. Bu rota üzerinde müthiş ormanlardan geçtik, ağaçların tepelerinde atlayıp zıplayan maymunları izledik, tablo gibi bir doğanın içinde keyifle yol aldık.
Hamlığımızdan dolayı biraz tutulma yaşasak da bu kısım yürüyüşün en keyifli ve kolay kısımlarındandı.

5. Gün
Yürüyüşün son günü, Syauli Bazar’dan Nayapool’a varışımız yaklaşık 2,5 saat sürdü. Bu rotada genelde köylerden ve prinç tarlalarından geçiyorsunuz, bu nedenle köy hayatını ve insanları gözlemleme imkanınız oluyor.
Eğer zamanınız çok kısıtlı ise 4.gün parkuru birleştirerek zaman kazanabilirsiniz. Biz ayrı günlerde tutarak biraz daha dağlarda kalmayı tercih ettik. Ve bir rotamızı da böylece bitirdik.

Annapurna Base Camp yollarında görüşmek üzere, namaste!

DSC_0377DSC_0508

 

DSC_0476 

 

 

 

 

Ağrı Dağı Güncesi

Ağrı Dağı Güncesi

Ağrı’ya gitmeye karar verdiğimde, bu 4. girişimim olacaktı. Dağın turizme kapanması, yıllık iznimi ayarlayamamam gibi çeşitli sebeplerle daha önce 3 kez ertelemiştim. Artık daha fazla ertelemek gibi bir niyetim yoktu …

Uçak biletlerimizi alıp, rezervasyonlarımızı yapmıştık. Gideceğimiz tarihin bayrama denk gelmesi izin olayını  kolaylaştırıyordu ancak siyasi ortamın karışıklığı birlikte yola çıkacağımız Rota grubunda bir endişe yaratıyordu. Yaptığımız toplantılarda tüm olasılıklar konuşuldu, herkes görüşünü dile getirdi ve yola çıkacak grup belirlendi.

1. gün: İstanbul’dan Van’a yola çıktık ve güzel bir Van kahvaltısının ardından aynı gün Doğu Beyazıt’a geçiş yapıp yol yorgunluğunu atıp hazırlıklarımızı yapmak için otelimize (1.600 mt) yerleştik (27.08.2011). O gün dağdan inen gruplardan dinlediklerimiz ve 4 grubun zirve yapamadan dönmüş olması, yukarıdaki hava koşullarının uygun olmaması kafalarda soru işaretleri oluşturmuştu, acaba zirve yapabilecek miyiz, nasıl olacak… Biraz korku, biraz merak, biraz endişe, biraz heyecan… Her duygu vardı aslında… Uzaktan baktığımız Ağrı, Sisler Kraliçesi modunda tüm heybetiyle karşımızda duruyordu, başı dumanlı…

2. gün: Ertesi gün yerel rehberlerimiz eşliğinde rengarenk duygular eşliğinde yola çıktık ve 2.200 mt.den tırmanışa geçerek ilk kamp noktamız olan 3.300 mt’ye ulaştık. Çadırlarımızı kurup çevremizi keşfetmeye başladık. Bu sefer Ağrı sislerini ayaklarımız altına sermiş, bizi kabul etmişti eteklerine. Kamp alanımızdan sonraki kamp alanını ve zirveyi açıkca görmemize rağmen, sisten kamp alanından aşağısı gözükmüyordu. Sis havuzuna kamp atmış gibiydik… 3.300 mt’de uykuya dalmak zor olsa da, sabaha uykumu almış ve rahat uyanabildim.

3. gün: Çeşitli alternatifler grupça değerlendirildikten sonra günü, aklimatizasyon için 4.200 mt.ye çıkıp geri dönerek kullanmaya karar verdik. Amacımız zirve çıkışını kolaylaştırmaktı. Hava durumu da bizden yana gözüküyordu Ağrı şimdilik  bizi kabul etmişti:) (29.08.2011)

4. gün: Öyle çook dalgın uyuyamadığımız gibi, havanın aydınlanması ile erkenden uyandık.  Günün planı 4.200 mt’ye çıkmak ve dinlenmekti. Adım adım zirveye yaklaşıyorduk. Sabaha karşı da uyanıp zirve yürüyüşüne başlayacaktık. Bu arada Van’a indiğimizde başlayan boğaz ağrım kullandığım ilaçlara rağmen geçmek bir yana giderek artıyordu. 4.200 mt’ye çıkıp çadırlarımıza yerleştik. 4.200’de Küçük Ağrı ile yan yana durup, Ağrı’ya göz kırpma mesafesinde gibiydik. Bu kadar arzulanan meşhur Ağrı’nın zirvesine hem bu kadar yakın hem de uzak olmak, küçük Ağrı’yla kucaklaşmak, aslında hoplayıp zıplamak istemek ama hemen yorulmak, nefes almak da zorlanmak, içinin kıpır kıpır olması…..Yine bir cümbüş, Ağrı keyfi … Hava çok güzeldi, moralimiz yerindeydi. Yemeklerimizi yedikten sonra erkenden çadırlarımıza dinlenmeye çekildik. Artık büyük gün gelmişti!  (30.08.2011)

5.gün: Yükseklikten  ve rahatsızlığımdan dolayı rahat nefes alamadığımdan çok zor uykuya daldım.  Sabaha karşı 01:00 civarında da uyandık zaten. Hava beklediğimden yumuşaktı; gerçi biz de tüm hava koşullarına gayet hazırlıklı idik. Çorbalarımızı içip, termoslarımıza sıcak sularımızı ve hoşaflarımızı aldık. Son hazırlıklarımızı yaparak  saat 02:00 civarında yola çıktık; oldukça dik bir sırtta  kafa lambalarımızın aydınlattığı yolda yavaş yavaş tırmanmaya başladık (31.08.2011). Grup temposunun belirlenmesi, vücut ısılarımız, nefesimizin alışması, heyecan, merak…Yavaş yavaş güneş doğuyor, zirve giderek yakınlaşıyor. Hırs değil bu duygu; taa baştan beri biliyorum ki Ağrı bizi kabul etti  eteklerinden beri ve şimdi de zirvesine bekliyor. İlerliyoruz ağır ağır; artık kar ve buz karışımındayız. Soğuk aslında, öyle bir rüzgar ve güneş var ki yanıyoruz… Giderek dikleşen sırtta nihayet zirvedeyiz.  Pırıl pırıl bir güneş var ve dört bir yanı görebiliyoruz; Nemrut, İran, Ermenistan… ve Ağrı o kadar güzel ki…

 

 Ayrıca;

İyi ki aklimitize olmak için ekstra çıkış yapıp inmişiz. Vücudumuzu alıştırmanın yanı sıra bir fazla gün daha geçirmiş olduk Ağrı’da..

Rüzgar ve güneşin yaktığı yüzlerimiz için yanımızda az miktarda güneş kremi vardı. Keşke daha çok olsaydı ve karşılaştığımız çocuklara bırakabilseydik..

Ekip üyelerinin birbirini tanıması ve uyumu, kamp ortamından yürüyüşe kadar her noktaya yansıyor ve çoook önemli.

veee son söz:

Hayallerinin gerçek olması kadar güzel ve keyifli bir duygu daha yok sanırım.. Nice hayallere ve hayata…