Browsed by
Kategori: Türkiye

Güzelçamlı Milli Parkı

Güzelçamlı Milli Parkı

Dilek Yarımadası Büyük Menderes Deltası Milli Parkı

Eğer sizin de yolunuz Kuşadası ve yakınlarından geçiyor ise bir fırsat bulup Güzelçamlı mevkiindenki ‘ Dilek Yarımadası – Büyük Menderes Deltası Milli Parkı’ na uğramanızı öneririm. İsmi biraz uzun ama kendisi çok güzel, pişman olmazsınız.

Kuşadası büyük şehirleri aratmayan yapılaşması ile şirin tatil beldesi algısından giderek uzaklaşmış durumda. Bu nedenle adanın içinden çok civarındaki doğal güzellikler ile ilgilenebilirsiniz.

Dilek Yarımadası – Büyük Menderes Deltası Milli Parkı, Güzelçamlı olarak adlandırılan mevkiide, Kuşadası’na 26 km. uzaklıkta. Özel aracınızla ulaşabileceğiniz gibi kiralayacağınız motosiklet veya bisikletler ile de yola çıkabilirsiniz. Macera aramıyorsanız milli parkın içindeki  koylara giden şehir içi minibüsler de var.

Milli park içerisinde halka açık, karadan ulaşımı olan 4 adet koy bulunuyor. Ben tavsiyelere uyarak son koyu, eski adıyla Kalamaki, yeni adıyla Karasu Koyu’nu ziyaret ettim. Soğuk ve taşlı deniz severler için adete bir cennetti. Koy, burnun en ucunda olduğu için biraz akıntı var, deniz hemen derinleşiyor ama su muhteşem…

MilliPark

Her koyda bu yıl belediyenin işlettiği küçük birer tesis bulunuyor. Milli parka giderken yanınızda yiyecek, içecek bir şeyler getirebileceğiniz gibi içerde de bir şeyler bulabilirsiniz. Belediye işlettiği için fiyatlar oldukça makul. Ormanlık alanda dışarıdan getireceğiniz yiyecekler ile piknik yapabilirsiniz, masalar  var. Sahilde de şemsiye-şezlong kiralanabiliyor.

Milli park 804 tür bitkiye ev sahipliği yapmakla beraber içinde bulunan delta ile kuş gözlemciliğine de olanak sağlıyor. Milli park içinde bir kanyon ve yürüyüş parkuru da var, bunu da bir sonraki gelişimde denemeye kararlıyım. Milli parka girdikten sonra solda bir kanyon giriş tabelası sizi yönlendiriyor. Bu kanyondan yıllar önce ziyaret ettiğim ve hayran kaldığım Doğanbey Köyüne ulaşabilirsiniz.

Meraklısına notlar;

  • Milli parka gidecekseniz sabah erken saatlerde yola çıkmanızı öneririm. Koylar gün içerisinde bir Ege sahli şeridinden bekleneceği üzere oldukça kalabalık oluyor.
  • Sonuçta adı üzerinde milli park. Pek çok bitkiye ve hayvana ev sahipliğ yapıyor, doğal ortamlarını sağlıyor ki bu nedenle seviyoruz. Domuzlar da milli parkın ev sahiplerinden. Ancak insanlara o kadar alışmışlar ki sokak köpeği modunda civarda çete halinde gezinebiliyorlar. İnsanlara zarar verdiklerini görmedim ve duymadım. Sadece insanlarla yaşamaya fazla alışmış gözüküyorlar.
  • Milli parka giderken hemen solda Zeus Mağarası tabelasını göreceksiniz, bu mağaraya da mutlaka uğrayın. Yaz sıcağında mağaranın içine girip buz gibi sulara daldığınızda üzerinizden buharlar çıkıyor.

Dilek Yarımadası

 

Bir Hafta Sonu Mardin

Bir Hafta Sonu Mardin

Mardin_Mezopotamya

 

Aslında yine tembellik eder ve Mardin yazımı da erteleyip dururdum ama üzerimde yakın zamanda gidecek pek çok arkadaşımın baskısını hissettiğimden erteleyemedim.

Mardin için bir hafta sonu yeter mi sorusu en çok karşıma çıkan soru. Cevabım biraz politik; hem yeter hem yetmez… Eğer programınızda sadece Mardin, Midyat ve Dara Harabeleri varsa bir hafta sonu oldukça ideal. Ama gitmişken Hasankeyf’i de görmek istiyor ​ve Diyarbakır’a uğramamak ayıp olur diyorsanız (ki haklısınız) en az 3 gün ayırmak gerekir derim.

Mardin ve yöresinde en çok hoşuma giden farklı dinlerin bir arada yaşayabilmesi. Bir Süryani Kilisesinden çıkıp Ulu Camii’yi gezip sonrasında da bir manastır ziyareti yapabilirsiniz. Mardin içinde Kasımiye Medresesi, Kırklar Kilisesi, Mardin Müzesi, Kız Meslek Lisesi, Zinciriye Medresesi, Eski PTT binası, Sabancı Müzesi, Hatuniye Camii, Ulu Camii ve Kasımiye Medresesi gezebileceğiniz yerler arasında.

Deyrulzafaran Manastırı Mardin’in 4 km kadar dışında ancak bu bölgeye giden minibüsler bulunuyor. İsmini zafaran’dan yani safrandan almış manastırı Süryani bir rehber eşliğinde geziyorsunuz, bu da Süryani örf ve adetleri hakkında da bilgi edinmenizi sağlıyor. Her sorunuzu güler yüzle cevaplıyorlar.

Deyrulzafaran

Mardin civarında gezilebilecek yerler arasında Midyat ilk sırada geliyor sanırım. Midyat’ta bulunan taş evler pek çok diziye ev sahipliği yaptığı için son yıllarda daha da ünlenmiş durumda. Ben ziyaretimde çok fazla keyif almadım açıkçası; tarihine daha çok önem veren, evlerini, sokaklarını korumuş bir küçük şehir beklerken taş evlerden uçsuz bucaksız ovalar yerine yüksek apartmanların izlendiği, eski ve yeninin karıştığı büyükçe şehir ile karşılaştım. Midyat’a dair tek aklımda kalan şehir merkezindeki Çağdaş Et Lokantası’nda yediğimiz lezzetli pide ve yemekler oldu​ diyebilirim.

Midyat

Dara Antik Kenti, Mardin’e yaklaşık 30 km. uzaklıkta. Buraya toplu ulaşım bulunmuyor, araç kiralayarak veya bir taksi ile anlaşarak gidebilirsiniz. Dönüşte de Nusaybin yolu üzerinden dönerseniz Beyazsu’ya uğrayabilirsiniz. Dara Antik Kenti’nin Mezopotamya’nın Efes’i diye anılması boşuna değil, mutlaka görün.

Dara Antik Kenti

Aman bunlara dikkat :

Mardin ve civarındaki manastırlar hala canlı. Yani içerisinde insanlar yaşıyor, ibadet devam ediyor. Bu nedenle çoğu saat 15:00 itibariyle kapanıyor ve saat 16:00’da ibadet başlıyor. Bu nedenle bizim gibi saatlere dikkat​ etmezseniz , saat 15:30 da kapıda kalabilirsiniz.

Mardin’de gittiğiniz mevsime göre değişecektir ama gece ve gündüz sıcaklıkları arasında ciddi fark olabiliyor. Gündüz kısa kollu giysiler ile yaz modunda gezerken gece donabilirsiniz. Kalın bir hırka, polar vb. bulundurmakta fayda var.

Sokak araları, camii, kilise, medrese, köy vb neredeyse gezdiğiniz her yerde bir sürü güzel çocuk çevrenizi saracak ve size eşlik etmek isteyecekler. Bu arada kitaptan okur gibi ezbere bulunduğunuz yöreyi anlatacaklar, istemeseniz de vazgeçmeyecekler. Siz benim gibi de çocuklara para vermekten hoşlanmıyorsanız gitmeden önce yanınıza bolca kalem, silgi vb. kırtasiye malzemesi alabilirsiniz. Çocukları sevindirmek zor değil..

Mardin mutfağı denince aklıma cevizli kebap gelirdi, artık ‘yedi bahar’ adını verdikleri, içine 7 çeşit baharat koydukları kahve de geliyor. Nefis bir tat, uçsuz bucaksız bir deniz gibi ama yemyeşil uzanan Mezopotamya ovasını izlerken bu kahveyi de deneyebilirsiniz.

İncecik tel gümüş veya altının müthiş bir emekle tel tel örülmesiyle ortaya çıkan Telkari bu yöreye özel bir sanat. Almasanız bile bir kaç dükkana misafir olup incelemenizi öneririm. Bir de sabunları meşhur, özellikle bıttım sabunu.

Kasimiye Medresesi

Aladağlar’dan Selam

Aladağlar’dan Selam


Aladaglar3

Emler Zirve tırmanışı için gittiğim Aladağlar’da telefonumun azizliğine uğradım. Taşımak zor olur düşüncesiyle fotoğraf makinamı da yanıma almamıştım, hata yapmışım. O güzelim dağlar içinde fotoğraf çekemediğim için çok üzülsem de, tüm hafta sonu dağları doyasıya izlemenin keyfini çıkarttım.

Aladağlar Milli Parkı içerisinde çeşitli tırmanış rotaları yanı sıra yürüyüş parkurları da bulunuyor. Bu bölgenin yurdumuzun gizli saklı kalmış cennet köşelerinden birisi olduğunu düşünüyorum; belki de keşfedilmediği için bu kadar güzel…

Dağlardan uzun süredir uzak kalmanın cezasını biraz nefes sorunu yaşayarak ödesem maalesef. Ama Emler zirve ile Aladağlar’ı keyifle selamlayıp bu ulu dağlara bir kez daha hayran kalarak yürüyüşümü tamamladım.

Dağlara bu kadar ara vermemek dileğiyle 🙂

Aladaglar1Aladaglar4Aladaglar2

Karadeniz’in En Ucu: Sinop

Karadeniz’in En Ucu: Sinop

DSC_0331

Bir hafta sonu kaçamağı olarak düşündüğüm Sinop’u itiraf etmeliyim ki çok hafife almışım. Deniziyle, insanıyla, havasıyla beni o kadar şaşırttı ki Karadeniz’de olduğuma inanamadım.

Uçak saatlerinin uygun olması nedeniyle Samsun üzerinden Sinop’a geçtik, böylece Bafra’nın meşhur pidelerinin de tadına bakmış olduk.

BafraPidesi

Erfelek Şelaleleri, Sinop Kalesi, Cezaevi, Türkiye’deki tek fiyord benzeri doğa oluşumu olan Hamsilos koyunu, Türkiye’nin en kuzeyi olan İnceburun’u görmeden dönmedim tabi. Sinop, Karadeniz’den beklediğimin aksine çarşaf gibi uzanan denizi ile şaşırttı beni önce. Hırçın, dalgalı bir deniz beklerken dantel gibi işlenmiş sakin, minik minik bir sürü koyla karşılaştık. Konakladığımız Sinop Antik Otel‘deki Ali Bey’den şehrin iki yanının deniz olması sebebiyle esen rüzgara göre denize girdikleri kıyıyı değiştirdiklerini öğrendik. 

Bu kadar gezerken tüm arkadaşlarımın aynı yeri tavsiyede ettiği Teyzenin Yerinde karışık mantı yemeden dönemezdik. Karışık mantının yarısı cevizli yarısı da yoğurtlu servis ediliyor ve tadına doyum olmuyor. Bir de hamur içerisine  katılan ceviz ve üzüm ile hazırlanan nokul da Sinop’a özgü lezzetlerden, mutlaka denenmeli. Çok fazla yemediğimden yorum yapamıyorum ama bu güzel denizden gelen balıklar da akşam yemeği için güzel bir alternatif oluşturuyor.

Keyifli bir şehir Sinop. Diğer Karadeniz şehirlerinden farklı. Karadeniz denince akla gelen bir  karakteristik, şive vardır mesela, Sinop’un insanında da şehrin genelinde de bunu görmüyorsunuz. Ayaküzeri sohbet ettiğimiz bir teyze “En ucuyuz biz Karadeniz’in, uçlarda yaşarız bu yüzden, çok benzemeyiz Karadeniz’e ” dedi. Karadeniz doğası içinde bir Akdeniz rahatlığı var Sinop’ta; çok sevdim. Girdiğiniz dükkanlarda, yol sorarken, yemek yediğiniz yerde karşılaştığınız herkes çok sıcakkanlı ve yardımsever. Şahin Tepesi’ne nasıl gidileceğini sorduğumuz bir araç sahibi tarif etmeyeyim şimdi diyerek bizi tepeye kadar çıkardı.

Bir hafta sonu hem kafa dinlemek hem çok keyifli bir şehirle tanışmak hem de Türkiye’nin en kuzey ucunu görmek isterseniz yolunuzu Sinop’a düşürün. Bence çok keyif alacaksınız.

 İnceburun

 Karadeniz

 

Sinop

Sinop Cezaevi

Sinop Mantısı

 

Şehirden Kaçma Noktası: Trilye

Şehirden Kaçma Noktası: Trilye

DSC_0267_1

Bazen insanın kendisiyle kalabilmesi, sohbet edebilmesi için yola çıkması gerekir. Kafa dinleyeyim, İstanbul’un kargaşasından biraz uzaklaşayım, biraz nefes alayım, gitmişken de biraz fotoğraf çekeyim, sokaklarında kaybolayım, üzerine de güzel bir yemek yiyeyim demek için var sanki Trilye. İnsana iyi geliyor.

İstanbul’da yaşayanlar için ulaşımın kolay olması büyük avantaj. Kabataş’tan kalkan Bursa Deniz Otobüsleri (BUDO) ile Mudanya’ya 1 saat 50 dakikada ulaşılıyor. Mudanya’da da deniz otobüsü iskelesinin hemen önünden yarım saatte bir geçen minibüsler ile yaklaşık 20 dakikalık bir yolculuk sonunda ulaşabiliyorsunuz.

Trilye’ye vardığımda önce sahile iniyorum; liman civarında pek çok çay bahçesi var. Kahvaltı yapmak ve yöre insanıyla konuşup tanışmak, bilgi almak için bir tanesine oturuyorum. Denizi izlemek bile huzur veriyor insana. Daha sonra Taş Mektep’i ve özel mülkiyetteki eski bir kilise olan Dündar Evi’ni buluyorum. Dündar Evi civarında fotoğraf çektikten sonra sokakta oturan teyzelerle sohbete başlıyoruz. Bana Trilye’nin geçmişini, eskiden bir Rum köyü olduğunu ve mübadelede değişime konu olduğunu, Dündar Evi’nin de bu mübadelede özel mülkiyete geçtiğini ve geçtiğimiz sene İstanbullu bir işadamına satıldığını anlatıyorlar ikram ettikleri ayran eşliğinde. Ayran getiren teyzenin gözleri çakır, kelimeleri göçmen ama sanki kırk yıldır tanışıyoruz gibi, sanki onları ziyarete gitmiş gibiyim… Sonra, sonra ara sokaklarda kayboluyorum, bol bol fotoğraf çekiyorum, gördüğüm herkesle sohbet ediyorum; bunlar en sevdiğim kısım..

DSC_0299_1

Trilye çok büyük bir yerleşim yeri değil, güzel sokaklarını arşınlayıp bir de  Çamlı Kahve’ye çıkıyorum en tepede, güzel bir kahve eşliğinde manzaraya doyum olmuyor. Sonrasında ise sahilde hepsi birbirinden güzel gözüken balıkçılardan birinde mola veriyorum. Her ne kadar balık yemesem de, burası rakı-balık için çok güzel bir yer. Atlanmaması gereken bir diğer noktada zeytinler, her köşe başında ve sahilde zeytin, zeytin yağı, sabunu satan tezgah veya dükkanlara rastlıyorsunuz. Gerçekten çok lezzetli zeytinleri ve yağları var, almadan dönmemeli. Trilye, eski adı olan Zeytinbağı’nı da haklı olarak burdan almış.

Hafta sonları İstanbul’dan kaçıp kafa dinlemek isteyenler için hem günübirlik hem de konaklama seçenekleri ile (bir çok otel-pansiyon var) çok güzel bir seçenek. Bu kadar keyifli bir kasabayı  bir hafta sonu daha gelmek dileğiyle veda ediyorum..

DSC_0230_1DSC_0245_1

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yavru Vatan Kıbrıs – Girne

Yavru Vatan Kıbrıs – Girne

Yıllardır Kıbrıs’a gitmek isteyip de bir türlü zaman ayıramamıştım. 3-4 günlük tatilleri Kıbrıs’a ayırmayıp, bir hafta sonu yeter düşüncesindeydim. Bu düşüncemde Kıbrıs’ın sadece deniz ve kumarhaneden ibaret gösterilmesinin de payı büyüktü.

Bir planlama hatası yaparak bayram tatilinin 29 Ekim ile birleştiğini hesap etmeden sadece 3 günlük bir tatil planı yaptım. Aslında tatilin daha uzun süreli olduğunu farkettiğimde artık çok geçti… 3 koca günümüz olduğu ve Kıbrıs’ta pek bir şey bulamayacağımızdan hareketle bir gün adayı gezer, diğer günlerde de  denize girer, meşhur kumarhanelerini gezer, bol bol dinleniriz dedik.  Ancak Kıbrıs gezimiz boyunca ne denize girebildik, ne de meşhur kumarhanelerine.Gezmekten pek fazla bir şeye vakit ayıramadık.

Havaalanından kiraladığımız aracı alıp hemen ilk durağımız Girne’ye gittik. Otelimiz Cyprus Dorms, limanın arkasında, biraz salaş, düşük maliyetli ve çok merkezi bir noktada idi. Ancak gezip görmeyi planladığımız yerler oldukça dağınık olduğu ve ada içerisinde toplu ulaşım yaygın olmadığı için araç kiralamak gerekiyor.

Gezimizin ilk gününü Girne ve civarına ayırdık. Girne Limanı’ndan gezmeye başlayarak Girne Kalesi  ve kale içerisindeki Batık Gemi Müzesi, Ağa Cafer Paşa Camisi, St.Hilarion Kalesi (Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler çizgi filminde bu kaleden esinlndiği söylenmekteymiş), Bellapais (Beylerbeyi), Karaoğlanoğlu Şehitliği ve Özgürlük Anıtını gördük. Buffavento Kalesine de gittik, ancak kaleye çıkış çok zamanımızı alacağı için uzaktan görüp geri dönmeyi tercih ettik. Bellapais Manastırı fotoğraf çekmek için keyifli bir alandı; öğle yemeğimizi de manastır civarında bir yerlerde yedik. Turistik bir bölge olmasına rağmen, hem yöresel yemekleri tatma imkanı bulduk hem de çok keyif aldık. Pirohu denilen Kıbrıs mantısını denedim, bir peynir sever olarak çok da beğendim.

Eğer gezmeyi seviyorsanız kaybolmayı daha çok seviyorsunuz demektir. Burdan hareketle Özgürlük Anıtı’nı a görüp Girne’ye doğru dönüşe geçmişken önümüze çıkan ilk yola girdik ve ıssız yolda uzun süre ilerleyerek Kilise Meydanı kasabasına vardık. Biraz gezip fotoğraf çektik, keyifli ve çok güzel bir kasaba idi. Aklıma geldiğinde beni gülümseten, yol’un hoş süprizlerindendir..

Yol’u ve keşfetmeyi seviyorum…

 

 

 

 

Ruhumu Macahel’de Sakladım…

Ruhumu Macahel’de Sakladım…

Uzun zamandır hissetmediğim kadar huzur doluydu. Her sabah mis gibi bembeyaz çarşaflarda uyandığımda hem pencereden bakarken hissettim huzuru, hem de ahşap duvarlara her dokunuşumda..

Aslında hem yazmak, anlatmak istiyorum, hem de yüreğimde taa içimde saklamak istiyorum; kimseler zarar vermesin diye ona. Malum insanoğlu, gittiğimiz dokunduğumuz her şeyi yok ediyoruz…

Karadeniz gezimizi planlarken Artvin ve civarına da yer vermiştik. Amacımız hem Macahel hem de Şavşat ve civarını gezmekti. Ancak Macahel yöresi bizi öylesine kendisine bağladı ki, gidemedik. Artvin, Şavşat ve civarını başka bir geziye erteledik ve kendimizi Macahel’in yeşil kollarına ve güzel yemeklerine bıraktık.

Macahel: Bizim coğrafyamızda Artvin’in Borçka ilçesine bağlı Camili, Düzenli, Efeler, Kayalar, Maral ve Uğur köylerinden oluşmaktadır. Ek olarak bölge Gürcistan’a kadar yayılmakta ve toplamda on sekiz köyden oluşmakta. 1921 yılında Sovyetler Birliği ile  imzalanan Kars Anlaşmasıyla vadideki 6 köy Türkiye topraklarına, diğer 12 köy de Rusya’ya bırakılmış. Türkiye’de kalan köylerdeki halk halen halk Gürcüce konuşmaya ve adet, örf ve geleneklerini korumaya devam ediyor.

Bölgenin Borçka ilçesine uzaklığı yaklaşık 50 km. olmasına rağmen, 2-2,5 saatte ulaşabiliyorsuz. Borçka’dan başlayarak 1800 m. civarında yükselip sonra 600-800 m. inişe geçip saklı bir vadiye, Macahel’e ulaşıyorsunuz. Özel araçla gidecek olanların dikkatli olmasında fayda var, yollar oldukça kötü ve virajlı. Diğer bir seçenek de Borçka’dan minibüs ile Macahel’e gitmek. Ancak Borçka’dan Macahel’e tek sefer var, saat 16:00 sularında hareket ediyor. Eğer bu minibüsü kaçırırsanız Borçka’da gecelemek durumunda kalabilirsiniz. Biz saat 17:00 sularında Borçka’ya vardığımızda Macahel minibüsü çoktan gitmişti. Borçka PTT’nin alt tarafında Macahel durağına giderek yardım istedik, seferber oldular, bırakmayız sizi bir şekilde göndeririz dediler ve dediklerini yaptılar; aynı gece geç saatlerde Macahel’e vardık. Eğer minibüsü kaçırırsanız aklınızda bulunsun, güzel insanlar Macahelliler, yardımcı oluyorlar. Macahel’den Borçka’ya ise sabah 07:30 civarında yine tek bir sefer bulunuyor.

Macahel civarında Camili Köyünün meşhur camisini gezip köy kahvesinde hem sohbet edip hem de Gürcistan köylerini izleyebilirsiniz. Köyler arası trekking yapıp, Maral köy ve şelalesini görebilirsiniz. Bunlar dışında dere kenarına inip, fındık toplamaya da gidebilirsiniz. Genel olarak bu kadar, aslıda gezginler için Macahel 1-2 günlük güzel bir durak. İlk defa alışılmışın dışına çıkarak burada uzun süre kaldım. Hiç bir yere koşturmadım, yetişmeye çalışmadım, elimde uzun bir gezilecek görülecek yer listesi programı olmasına rağmen vazgeçtim; Macahel’de ruhumu dinledim. Sabahları evi kaplayan ekmek kokusu ile uyandım, kahveme eklediğim sütü sağdım, gürcü yemeklerinin tadına baktım, tereyağı nasıl yapılıyor öğrendim.. bir yere yetişmeye çalışmadığımdan 3 saat boyunca köy kahvesinde oturup gelen gidenle sohbet edip tanış oldum. Sevda – Mevlüt ailesinin sıcaklığını hissettim… Kendime vakit ayırdım, fotoğraf çekmeye, yürümeye, düşünmeye… Macahel bana iyi geldi.

 

Macahel ile ilgili güzel ve önemli bir nokta da ev pansiyonculuğunun yaygın olması. Tema Vakfının miafirhanesi olmasına rağmen tercih etmedik, iyi ki de öyle yapmışız. Yöreyi daha iyi gözlemleyebilmek için bir aile işletmesini tercih ettik ve kaldığımız süre içerisinde onlarla beraber yaşadık. Çok farklı, güzel ve keyifli bir deneyimdi.

 

Edirne

Edirne

Kakava Şenliği nedeniyle gittiğimiz Edirne uzun zamandır gitmek istediğim ama yakın yerlerin hep ötelenmesinden dolayı bir türlü gidemediğim yerlerdendi.

Edirne; Kakava şenliği ve Romanları, camileri, Darüşiffa, meşhur tava ciğeri ve köftesi , badem ezmesi ile akıllarda güzel bir yer etti. Bunların dışında aklımda kalanlar insanlarının güzelliği ve ortamın doğallığıydı.

İnsanların doğallığı, rahatlığı yanı sıra çay bahçesi menüsü de bizi etkiledi: Çay, Kanve, Ihlamur, Rakı, Bira, Ayran vb. devam eden bir menüden bahsediyorum 🙂 Tabi bu menünün olduğu bir mekanda bir masaya çay servisi bir masaya rakı servisi yapılıyordu. Bunu yaşamak gerçekten keyifliydi.

 Edirne, hem yemekleri hem de camileri ile bir hafta sonunu değerlendirmek için çok güzel bir alternatif.

Kerpe, Kefken ve Pembe Kayalar

Kerpe, Kefken ve Pembe Kayalar

Mayıs sonu (27.05.2012) havaların ısınmasını fırsat bilerek bir keşif turu yapalım dedik. Ancak hırçın Karadeniz kıyıları için mayıs sonu biraz erkenmiş…

Sabah İstanbul’dan yola çıkıp yaklaşık 3 saat süren bir yolculuk sonrasında ilk durağımız olan Pembe Kayalar’a ulaştık. Pembe Kayalar adından da anlaşılacağı üzere pembe rengine dönüşmüş, Karadeniz’in döve döve şekillendirdiği doğal bir oluşum. Fotoğraf molası vermek ve kafa dinlemek için ideal bir yer. Tabii orda bulunduğumuz mevsim ve saat göz önüne  alındığında oldukça sakindi, diğer zamanlarını bilemiyorum.

 

Kefken hiç ummadığım bir şekilde henüz kıştan çıkamamıştı. Üstelik de mayıs sonu olmasına rağmen her yer alt yapı çalışmalarından dolayı delik deşikti. Sadece alt yapı çalışmasını geçtim, ne çay-kahve içebilecek  bir yer bile bulamadık. Gazete almak istediğimiz bakkal Haziran’ın 15’inden sonra gazete gelmeye başladığını, henüz sezonun açılmadığını söyledi. Bu nedenle Kefken için pek bir izlenimim yok maalesef. Tek gözlemim civarında irili ufaklı çok fazla koy var, yaz aylarında deniz kampı keyifli olabilir. Bir de yerel kasaplardaki köfte ve sucukları çok başarılı.

Kerpe – Kerpe kayalıkları: ise gözlere bir şölen sunuyor. Doğal kaya oluşumları çok etkileyici, burada fotoğraf çekmekten çok keyif aldım. Kerpe, Kefken, Pembe Kayalar üçlüsünde en çok zaman ayrılacak yer diyebilirim. Ayrıca Kerpe civarında yemek için bir çok alternatif bulunuyor.

 

tarih: 27.05.2012

 

Kakava Şenlikleri ve Hıdrellez

Kakava Şenlikleri ve Hıdrellez

İlle de Roman olsun,

İster çamurdan olsun,

O da Allah kuludur,

Her kim olursa olsuuuuun derken insan oynamaya başlıyor içinden.. Her yer rengarenk Edirne’de ama özellikle kırmızı ön planda. Davul zurna eşliğinde küçük küçük gruplarda oynamak göbek atmak da bedava!

İlk defa bu sene, Hıdırellez’i aslnıda gerçek memleketi Edirne’de davul zurnalarla veee çingene olarak karşılıyoruz. Önceki senelerde Ahırkapı’da yaptığımız Hıdırellez kutlamalarını saçma sapan sebeplerle kısıtlamalarına rağmen  tabiki kutlamaktan vazgeçmiyoruz ama bu sene kutlama tarihinin hafta sonuna denk gelmesini fırsat bilerek soluğu Edirne’de alıyoruz. Kesinlikle doğru yerdeyiz; yürürken bile göbek atıyoruz!

Şenliklere yoğun ilgi var; sadece İstanbul gibi yakın illerden değil, Manisa, Balıkesir, Gaziantep ve komşudan da gelen gruplar var. Bu durum oldukça sevindirici, şehirde tüm oteller dolu, restaoranlar hep kalabalık. Önümüzdeki yıllarda daha da iyi organize edilir ve duyrulursa  İskeçe’deki gibi uluslararası bir festivale dönüşebilir.

 

 

Kutlamalar 5 Mayıs Cumartesi günü  Kırkpınar Güreşleri’nin düzenlendiği Sarayiçi’nde başlıyor. Davulunu     zurnasını alan buraya gelmiş, ayrıca özene bezene bu gün için hazırlanmış öğrenci  ve Roman toplulukları var. Hazırlanan platformda danslarını keyifle izliyoruz. Kakava Ateşinin yakılması ve eğlenceler hafif hafif başlayan yağmura rağmen devam ediyor. Ortamda Roman topluluklardan çok  turist ve fotoğrafçı var. Şenlikler akşam Edirne merkezde kurulan sahnede çeşitli konserler ve yarışmalar ile devam ediyor. Belediyenin biraz emek vermesi ile çok daha başarılı organizasyonlar yapılabilir aslında. Umarım önümüzdeki yıllarda daha güzel festivallere konuk oluruz.

Şenlikler ertesi gün sabaha karşı Tunca Nehri kıyısında devam ediyor. Akşamdan gül ağacı altına gömülüp sabaha karşı çıkarılan dilekler, fasulyeler nehre atılıyor. Gelinlikle gelenler,  nehirde yüzenler, yüzemeyip yüzünü yıkayanlar, söğüt dalları toplayanlar, ateşten atlayanlar….Ritüeller bitmek bilmiyor; hepsine uymak, takip etmek mümkün değil ama izlemesi çok keyifli.. Gün doğumunda bile davullar zurnalar susmuyor, eğlencenin sonu yok burada!

Hem bu eğlenceye tanık olmak hem de geçmişen günümüze gelen Roman kültürünü yakından görmek ve Hıdrellez kutlamalarına katılmak için Edirne doğru adres. Önümüzdeki yıllarda daha düzenli organizasyonlarda daha da kalabalık olmak dileğiyle …