Sarı Tramvay | Lizbon

Sarı Tramvay | Lizbon

Lisboa
Yine aylar önce alınmış bir bilet ile başladı her şey. Hem Avrupa’nın en batısında olduğu için hem de Portekiz’i daha önce görmediğimden Lizbon merak uyandıran bir seçenekti benim için. Gitmeden önce yaptığım araştırmalarda okuduklarım hep güzel yorumlardı ama beklediğimden daha güzel bir şehir ile karşılaştığımı itiraf etmeliyim.

Öncelikle Lizbon oldukça güvenli bir şehir (2013 yılında Avrupa’nın en güvenilir 3.şehri seçilmiş). Günün, gecenin herhangi bir saatinde rahatlıkla gezebiliyorsunuz, kimse sizi rahatsız etmiyor. Geç saatlerde sokaklarda yürürken bile bir güvenlik endişesi taşımıyorsunuz.

Şehir İstanbul gibi yedi tepeli. Yokuşlar, inişler, tarih kokan eski evler, daracık sokaklar ile İstanbul’u anımsatıyor. Şehrin ortasından geçen Tejo nehri İstanbul’a olan benzerliğini daha da artırıyor.

Şehir 6 bölgeden oluşması bence şehri gezmeyi çok kolaylaştırmış. Harita üzerinde bölgelere ve görmek istediğiniz yerlere göre kolaylıkla planlayabiliyorsunuz. Günlerce araştırma yapmayı gerektirmeyen, yola çıkmadan önce yazılanlara biraz göz atıp elinizde harita kendinizi sokaklarına atıp çok keyif alabileceğiniz bir şehir bence Lizbon.

Şehirde neredeyse adım başı müze var; at arabası müzesi bile vardı, düşünün yani.. Belem bölgesinde yer alan Cerenimos Manastırı ise en çok ilgimi çeken yer oldu. Bu kadar sade ve etkilendiğim bir  manastır olmamıştı sanırım, Buna ek olarak meşhur pastanesi, Kaşifler Anıtı’nın etkileyici duruşu, sahilde yürüyüş imkanı güzel bir hava ile birleşince  uzun süre Belem bölgesinde vakit geçirdim.

DSC_0084

 

Fado müziği ve şarapları Lizbon’un en güzel noktalarından biri bence. Meşhur bir vişne likörü Ginjinha da denenmeli tabii. Deniz ve keşifler şehri Lizbon’da kadınların denize uğurladıkları sevgililerinin, eşlerinin gelmemesi üzerine yaktıkları yerel ağıtlar Fado müziğini oluşturuyor. Bu müziği yerel lezzetler eşliğinde yerel seslerden dinlemek ise çok keyifli.

 Tramvay ve asansörleri Lizbon’un en keyifli noktalarından. Her köşe başından bir tramvay çıkabiliyor karşınıza. Fotoğraf çekmek bu şehirde çok eğlenceli; rengarenk tramvaylar var, inişli yokuşlu sokaklardaki evlerin dış yüzeyi seramik kaplı. Bu da çok güzel bir dekor oluşturuyor. Tramvaylar içinde en meşhuru 28 numaralı Sarı Tramvayla gün içinde sürekli karşılaşıyorsunuz; her karşılaşmamızda sanki Lizbon’un gülümseyen bir yüzü gibi.. Oldukça turistik bir güzergahta dolanıyor. Bu nedenle her daim kalabalık, sabah erken saatte  bu güzergahı denemek iyi olabilir.

DSC_0183

Yazmadan geçemeyeceğim. Avrupa’nın o sarışın renkli gözlü güzel ırkından burda eser yok. Portekizliler bizden uzun olsalar da bildiğimiz esmerler..

Lizbon’a cumartesi gidip pazartesi günü döndüm. Aslında gezimi biraz hızlandırıp yaklaşık 3 saatlik bir yolculuk ile Porto’ya da zaman ayırabilirdim. Ama tramvayları, tatlıları, meydanları, şarapları ve müziğiyle Lizbon’dan o kadar keyif aldım ki koşuşturmacasız adım adım şehri gezdim. Bu enerjisi yüksek sarı şehri kesinlikle ziyaret etmenizi öneririm..

DSC_0012

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir