Browsed by
Etiket: Gezi

2013’e Veda Ederken

2013’e Veda Ederken

 

2013’e veda ederken geriye dönüp baktığımda süpriz gezilerle dolu bir yıl olduğunu görüyorum. Blogumda hepsini henüz yazmamış olsam da 2014 ‘te daha çok yazı yazmak gibi hedeflerim de var.
Evrene  gitmek görmek istediğim yerleri tüm kalbimle söylüyorum, hatta haykırıyorum. Umarım 2014 daha fazla ve güzel geziler getirir…

2013 Gezilerim:

Ocak: Kosova, Priştine, Prizren, Üsküp, Ohrid

 Şubat: İtalya –  Venedik, Floransa, Pisa, Luca, Rimini, San Marino

Mart: Sırbistan- Belgrad

Nisan: Yunanistan – Selanik, Atina

Mayıs: Edirne – Kakava Şenlikleri, Adıyaman

Haziran: Gaziantep

Temmuz: Midilli, Bulgaristan- Sofya

Ağustos: Bursa – Trilye

Ekim: Hindistan – Nepal

Aralık: Viyana

 

Hindistan Hayalim

Hindistan Hayalim

Neden Hindistan diye pek çok arkadaşım soruyor. Çok zor olmadı aslında karar vermem; iç sesimi dinledim 🙂

Bir sürü seçenek varken hiç tereddüt etmeden karar verdim: Önce Hindistan, sonra Nepal!

Üniversite yıllarımdan beri hayallerimdedir Hindistan. Yıllar önce bir fotoğraf klübünün sergisinde tanışmış ve renklerine aşık olmuştum. Dünyanın yedi harikasından biri Tac Mahal’den önce renkleri kaldı aklımda. Sonra kalabalığı, kargaşası, tapınakları, pisliği, Ganj’ı, tanrıları, baharatları… Tanıdıkça daha çok merak ettim.

Hindistan’a gitmek için hep bir zamanım olduğunu düşünmüş ve beklemiştim. İçimden bir ses o zamanın geldiğini söyledi, kendime doğum günümde Hindistan hayalimi hediye etmeye karar verdim.

Şimdi yola çıkmak için günleri sayıyorum. Hayallerimi bir uçan balona benzetiyorum; ben de her şeye rağmen hiç vazgeçmeden, üşenmeden ve ertelemeden hayallerimin peşinde koşmaya çalışıyorum…

ucan_balon ve hayallerim

 

Şehirden Kaçma Noktası: Trilye

Şehirden Kaçma Noktası: Trilye

DSC_0267_1

Bazen insanın kendisiyle kalabilmesi, sohbet edebilmesi için yola çıkması gerekir. Kafa dinleyeyim, İstanbul’un kargaşasından biraz uzaklaşayım, biraz nefes alayım, gitmişken de biraz fotoğraf çekeyim, sokaklarında kaybolayım, üzerine de güzel bir yemek yiyeyim demek için var sanki Trilye. İnsana iyi geliyor.

İstanbul’da yaşayanlar için ulaşımın kolay olması büyük avantaj. Kabataş’tan kalkan Bursa Deniz Otobüsleri (BUDO) ile Mudanya’ya 1 saat 50 dakikada ulaşılıyor. Mudanya’da da deniz otobüsü iskelesinin hemen önünden yarım saatte bir geçen minibüsler ile yaklaşık 20 dakikalık bir yolculuk sonunda ulaşabiliyorsunuz.

Trilye’ye vardığımda önce sahile iniyorum; liman civarında pek çok çay bahçesi var. Kahvaltı yapmak ve yöre insanıyla konuşup tanışmak, bilgi almak için bir tanesine oturuyorum. Denizi izlemek bile huzur veriyor insana. Daha sonra Taş Mektep’i ve özel mülkiyetteki eski bir kilise olan Dündar Evi’ni buluyorum. Dündar Evi civarında fotoğraf çektikten sonra sokakta oturan teyzelerle sohbete başlıyoruz. Bana Trilye’nin geçmişini, eskiden bir Rum köyü olduğunu ve mübadelede değişime konu olduğunu, Dündar Evi’nin de bu mübadelede özel mülkiyete geçtiğini ve geçtiğimiz sene İstanbullu bir işadamına satıldığını anlatıyorlar ikram ettikleri ayran eşliğinde. Ayran getiren teyzenin gözleri çakır, kelimeleri göçmen ama sanki kırk yıldır tanışıyoruz gibi, sanki onları ziyarete gitmiş gibiyim… Sonra, sonra ara sokaklarda kayboluyorum, bol bol fotoğraf çekiyorum, gördüğüm herkesle sohbet ediyorum; bunlar en sevdiğim kısım..

DSC_0299_1

Trilye çok büyük bir yerleşim yeri değil, güzel sokaklarını arşınlayıp bir de  Çamlı Kahve’ye çıkıyorum en tepede, güzel bir kahve eşliğinde manzaraya doyum olmuyor. Sonrasında ise sahilde hepsi birbirinden güzel gözüken balıkçılardan birinde mola veriyorum. Her ne kadar balık yemesem de, burası rakı-balık için çok güzel bir yer. Atlanmaması gereken bir diğer noktada zeytinler, her köşe başında ve sahilde zeytin, zeytin yağı, sabunu satan tezgah veya dükkanlara rastlıyorsunuz. Gerçekten çok lezzetli zeytinleri ve yağları var, almadan dönmemeli. Trilye, eski adı olan Zeytinbağı’nı da haklı olarak burdan almış.

Hafta sonları İstanbul’dan kaçıp kafa dinlemek isteyenler için hem günübirlik hem de konaklama seçenekleri ile (bir çok otel-pansiyon var) çok güzel bir seçenek. Bu kadar keyifli bir kasabayı  bir hafta sonu daha gelmek dileğiyle veda ediyorum..

DSC_0230_1DSC_0245_1

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Trenle Sofya

Trenle Sofya

sofya_02

Geçerli vizemiz bitmeden Sofya’yı ziyaret etmek istiyordum ama hayat bu. İş, güç, sorumluluklar, sürprizler; her zaman plan, program yapamıyor insan. Sofya bu nedenlerle biraz son dakika gezisi oldu. Vizenin bitimine 5 gün kala Sirkeci’den gidip aldığımız biletler ile o akşam yola çıktık.

Sofya yolculuğu benim ilk uzun tren yolculuğum olacağı için biraz heyecanlıydım. Heyecanım bilmediğim bir şehre gitmenin yanı sıra daha önce hiç deneyimlemediğim bir ulaşım şeklini yaşayacak olmamadan kaynaklanıyordu. Tren gerçekten çok keyifli ve konforlu bir ulaşım aracı imiş, bu kadar geç keşfettiğim ve çok yaygın ulaşım ağlarımız olmadığı için çok üzgünüm. Sofya’ya saat 11:00 civarı varmamız gerekirken biraz rötarlı vardık. Yollarda vakit kaybı benim için panik, sinir, stres sebebi iken hiç olmadığım kadar rahattım. Sanırım bunda yola çıkmadan önce yanımıza aldığımız dergiler, kitaplar, film, müzik, kahve ve yiyeceklerin de etkisi vardı; trende hiç sıkılmadan zaman geçirilebiliyor.

Yazmadan geçemeyeceğim; yurtdışına çıkan tüm trenler yataklıymış. Her milletten insanla  üstelik de ‘kızlı erkekli (!)’  yolculuk yapabiliyorsunuz, en çok bu kısmı hoşuma gitti. Yolcu profili genel olarak  üniversite öğrencisi ya da yeni mezun ve sırtçantalı.

Sofya’ya gelirsek, Sofya çok sakin ve düzenli. Hatta bir başkent için fazla sakin bir şehir bence. Cumartesi günü dolaşırken insanlar bu şehri terk mi etti acaba diye düşündüm. Ben hareketli, cıvıl cıvıl, hatta kaos dolu şehirleri seviyorum.

Ulaşım ağı yaygın, şehir düzenli ve kolay. Kaybolmak neredeyse imkansız.  Görmek istediğimiz her yeri şehir merkezinden başlayıp bir cadde boyunca buluyoruz neredeyse. Şehirde merkezden az biraz uzaklaşınca  binalarda, eski yerleşim yerlerinde komünist rejimin etkisi ya da havası hissediliyor. 

Şehir merkezinde gezimize Alexander Nevsky Katedralinden başlayıp Aziz Sofia Kilisesi, ulusal müze, tiyatro  ve galeriler, Cumhurbaşkanlığı ve hükümet binalarına ile devam ediyoruz. Burdan devam ettiğinizde de meşhur Sofia Heykeline ve oradan da Mimar Sinan yapımı olan Kadı Seyfullah Efendi Camii’ni ulaşıyoruz.

Yemekler çok ucuz ve lezzetli.  Kahvaltıda mutlaka böreklerinden denemenizi öneririm, zaten mis gibi kokuları ile pastaneler sizi kendine çekiyor.  Şehir merkezindeki Happy Grill gün içinde atıştırmak için ideal.  Chevermeto yöresel lezzetleri tatmak için güzel bir mekan; akşamları yöresel müzik ve eğlenceler de oluyormuş. Fiyatlar ise çok uygun.

sofya_05

Gezimiz sırasında hükümeti protesto gösterilerine denk geldim. Bizim #Gezi protestolarımız ile  karşılaştırıldığında hem protestocular hem de polis çok olması gerektiği gibi davranıyordu. İnsanlar ellerinde bayraklar, düdükler, alkışlarla protesto ediyor; polis de sadece izliyordu. Biber gazı, tomalar, tazyikli sular, çevik kuvvetler ortada yoktu. Tekerlekli sandalye ile gelen bir protestocuyu gördüğümde  kendi ülkemizdeki manzaraları düşününce içim acıdı…

sofya_03

 

Kerpe, Kefken ve Pembe Kayalar

Kerpe, Kefken ve Pembe Kayalar

Mayıs sonu (27.05.2012) havaların ısınmasını fırsat bilerek bir keşif turu yapalım dedik. Ancak hırçın Karadeniz kıyıları için mayıs sonu biraz erkenmiş…

Sabah İstanbul’dan yola çıkıp yaklaşık 3 saat süren bir yolculuk sonrasında ilk durağımız olan Pembe Kayalar’a ulaştık. Pembe Kayalar adından da anlaşılacağı üzere pembe rengine dönüşmüş, Karadeniz’in döve döve şekillendirdiği doğal bir oluşum. Fotoğraf molası vermek ve kafa dinlemek için ideal bir yer. Tabii orda bulunduğumuz mevsim ve saat göz önüne  alındığında oldukça sakindi, diğer zamanlarını bilemiyorum.

 

Kefken hiç ummadığım bir şekilde henüz kıştan çıkamamıştı. Üstelik de mayıs sonu olmasına rağmen her yer alt yapı çalışmalarından dolayı delik deşikti. Sadece alt yapı çalışmasını geçtim, ne çay-kahve içebilecek  bir yer bile bulamadık. Gazete almak istediğimiz bakkal Haziran’ın 15’inden sonra gazete gelmeye başladığını, henüz sezonun açılmadığını söyledi. Bu nedenle Kefken için pek bir izlenimim yok maalesef. Tek gözlemim civarında irili ufaklı çok fazla koy var, yaz aylarında deniz kampı keyifli olabilir. Bir de yerel kasaplardaki köfte ve sucukları çok başarılı.

Kerpe – Kerpe kayalıkları: ise gözlere bir şölen sunuyor. Doğal kaya oluşumları çok etkileyici, burada fotoğraf çekmekten çok keyif aldım. Kerpe, Kefken, Pembe Kayalar üçlüsünde en çok zaman ayrılacak yer diyebilirim. Ayrıca Kerpe civarında yemek için bir çok alternatif bulunuyor.

 

tarih: 27.05.2012