Browsed by
Etiket: Yurtdışı

Tuna’nın Şehri: Budapeşte

Tuna’nın Şehri: Budapeşte

Chain_Bridge

Yeni yılın ilk gününün cumaya gelecek olmasını fırsat bilerek aylar öncesinden 4 günlük güzel bir Budapeşte planı yapmıştım. Tabii ki yola çıkacağımız gün İstanbul’un karlar altında kalacağını ve uçağımızın 5,5 saat rötar yapacağını bilmiyordum. Budapeşte gezimiz biraz rötarlı ve sıkıntılı başlasa da şehrin enerjisi tüm dertleri unutturmaya yetti.

Budapeşte, kendine has hali ile diğer Avrupa şehirlerinden gerçekten farklı. Avrupa’nın geneline göre hem insanları daha sıcak, daha keyifli, hem de fiyatlar diğer Avrupa şehirlerine göre çok uygun. Dünyanın en romantik şehri midir emin değilim ama güzel şehirlerinden birisi olduğu kesin.

 

Havaalanından Ulaşım:
Havaalanından uygun fiyatlar ile shuttle var. Kalacağınız adrese kadar götürüyorlar, bir kaç kişi birleşip hareket ederseniz fiyat daha da uyguna geliyor (kişi başı 5 eur)

Ayrıca metro+otobüs ile şehir merkezine kolaylıkla gidebilirsiniz. Terminal2’den bineceğiniz 200E otobüsü ile Köbanya-Kispest metro istasyonuna gidebilirsiniz. Buradan da M3 metrosu ile şehir merkezine ulaşabiliyorsunuz.

Ayrıca taksi ve tren seçenekleri de var.

 

Nereleri Gezdim:

Yarım günümüzü rötar nedeniyle kaybedince gezi planlarımız da biraz değişti ama bunlar sorun olacak şeyler değil… Sonuçta yola çıkıyoruz, başımıza her şey gelebilir.

Budapeşte’ye akşam saatlerinde vardığımız için hemen Pest tarafında kalan hostelimize yerleştik ve kendimizi sokaklara attık. Soğuğa ve kalabalığa rağmen yeni yılı Zincir Köprüsü (Szechenyi Chain Bridge) üzerinde karşılayıp Budapeşte’ye de merhaba dedik.

Sonraki günlerde ise Budapeşte’yi keşfetmenin tadını çıkarttık:

St. Stephan Bazilikası: Avrupadaki en büyük bazilikası olarak geçiyor, giriş ücretsiz.

Opera Binası: Rehbersiz gezmenize izin vermiyorlar; saat 14:00, 15:00 ve 16:00’da rehberli turlar var. Tabii ki beklemedik.

Zincir Köprüsü (Szechenyi Chain Bridge): Tuna’nın iki yakası birleştiren bu köprüde fotoğraf çekmeyeni dövüyorlar, ee ne de olsa şehrin simgesi.

Tuna Ayakkabıları (Shoes on the Danube Promenade) :  Parlamento binası önünde 2.Dünya savaşı sırasında öldürülen Yahudilerin anısına yapılmış bu anıt gerçekten çok etkileyici. Ayrıca şehrin pek çok yerinde de karşınıza heykeller çıkıyor, gerçekten çok keyifli.

Tuna_Ayakkabıları

Parlemento Binası

Margaret Köprüsü

Matthias Kilisesi: Buda tarafında kalan bu kiliseden Budapeşte manzarası harika. Fotoğraf çekmek için en güzel yerlerden birisi.

House of Terror: Sabah 09:00 da gittik, kapalıydı. Saat 10:00 da açılıyormuş. Kaplıca dönüşü uğradığımızda da çok fazla sıra vardı, zamanımız olmadığı için giremedik. Aklımda kalan müzelerdendir.

Kahramanlar Meydanı
Vajdahunyad Kalesi
Szechenyi Kaplıcası: Bence Budapeşte’nin en güzel yeri. Şöyle düşünün, hava -8 derece, tatlı tatlı kar atıştırıyor. Siz açık havada 35 derecedeki termal sulardasınız. Kendi başına Budapeşte’ye gitme sebebi, öyle güzel.

budapeste_termal_havuz

Buda kalesi ve Kraliyet Sarayı: Fotoğraf çekmek için en iddialı mekanlardan birisiydi, lakin ben donma tehlikesi ile karşı karşıya idim. Kış dışında her mevsim eminim çok güzel olur.

Central Market Hall: Yılbaşı tatiline denk geldiğimiz için maalesef kapalıydı.

Goszdu Udvar: Çiçek pasajı tadında, çeşitli standtların ve rengarenk barların olduğu bir pasaj, keyifli.

 

Kısa Kısa Notlar:

Macaristan Avrupa Birliği üyesi olmasına rağmen Euro bölgesine dahil değil. Para birimi olarak forint kullanıyorlar. Kısaltması HUF.

Havaalanında ya da tren istasyonunda döviz bozdurmayın. Şehir merkezinde de bir kaç yere sorun, kur çok fark edebiliyor.

İnsanları gerçekten çok yardımsever. İstanbul’dan geldiyseniz önce biraz tereddüt edebilirsiniz.

Metro ve otobüslere binerken mutlaka bilet alın, kaçak binmeyin. Kontrollerin sıkı olduğuna dair kaldığımız hostel bizi bilgilendirmişti, metro girişinde de kontrol için görevliler duruyor zaten.

Kışın göbeğinde gitmek ve -8 derecelerde gezinmek Budapeşte için doğru bir tercih değil. Günlerim üşüyerek ve ısınmaya çalışarak geçti, burnumuzun kırmızılığı neredeyse sabitti. Ama tüm bunlara rağmen sevdik Budapeşte’yi. Bahar ayları mükemmel olur…

Hangi mevsimde giderseniz gidin yanınızda mutkala mayo/bikini olsun. Termal suları ve havuzları ile bu şehirde kaplıcaları ziyaret etmemek olmaz.

Fotoğraf çekmeyi sevenler için Budapeşte doğal bir model… Şehrin kendi güzelliği yetmiyormuş gibi gece ışıklandırması da şahane. Zaten bu konuda daha önce ödüller de almışlar.

Anna Cafe, Macar kahvaltısını denemek için güzel bir mekan ancak fiyatlar oldukça turistik.

Newyork Cafe, dünyanın en güzel kafesi olarak ün yapmış. En güzeli mi bilemem ama süslü olduğu kesin. Turistik kafelerden birisi…

Okuduğum tüm bloglar ve sitelerde tavsiye edilmesi dışında kaldığımız hostel de gece için  Szimplekert Bar’ı önerdi. Biz de bu kadar tavsiyeyi görmezden gelemedik ve gittik. Hoş mekan, uğranılası…

Budapeste

Kuzeyin Renkli Başkenti: Kopenhag

Kuzeyin Renkli Başkenti: Kopenhag

copanhagen

Kuzeyin başkentlerinden Kopenhag’a şubat ayı için o kadar uygun bir bilet bulmuştum ki, soğuklar bile gözümü korkutmadı. Ancak seyahat tarihim yaklaştıkça paniklemeye başladım. Bu nedenle yanımda kar pantolonları ve içlikler ile yola çıktım. İyi ki de böyle yapmışım, bir İzmir insanı olarak hiç üşümeden rahat rahat gezebildim.

Bu kadar soğuk bir şehrin bu kadar eğlenceli ve sıcak insanlarla dolu olabileceğini tahmin etmezdim. Uçaktan gece 01:30 gibi inip sabaha kadar çalışan metroya bindik. 3. durakta içeriye 2 kadın bindi, birisinin  elinde bir şarap şişesi, diğerinin bir kadeh. Ama o kadar normal ve tatlılar ki, sanki ellerinde pet şişelerde su var. Bir sonraki durakta ise içeriye bir parti grubu girdi, metroda biz de dahil olup bir doğum günü kutladık ve partinin devamına davet edildik. Parti grubundan kaçıp hostele giderken sokaklar insan doluydu, hostele vardığımızda saat 03:00 civarında idi ve burda da herkes çok eğleniyordu, biz de eğlenceye katıldık.

Kopenhag gezmesi kolay ve çok keyifli bir şehir, bence tek olumsuz yanı pahalı bir şehir olması.  Bir hafta sonunda bile rahat rahat, keyifle ve yorulmadan gezebiliyorsunuz:

Amelieborg Sarayı: Sarayı ve saray muhafızlarını ve nöbet değişimlerini görebileceğiniz, gitmişken görülmesi gereken yerlerden. 

kopenhag_1

Kanal Turları: Yaz aylarında Kopenhag’ı geziyor olsaydım bu kanal turu eminim çok daha keyifli olurdu ama şehri bir de denizden görmeli diyerek şubat ayı da olsa kanal turu yaptım.

Kronborg Sarayı: UNESCO dünya mirası listesinde olan bu saray ve bahçesi oldukça keyifli. 

Christiansborg Sarayı: Kopenhag’ın meşhur saraylarından birisi daha, ziyaret etmeyi atlamayın.

NyHavn: İşte meşhur liman bölgesi burası, burda fotoğrafınız olmazsa Kopenhag’a gelmiş sayılmazsınız. Şehrin en merkezi yeri burası, kanalın iki tarafında da çeşitli kafeler, restorantlar yer alıyor; burası fotoğraf çekmek, yürüyüş yapmak ve mola vermek için güzel bir nokta.

Küçük Deniz Kızı: Kopenhag’ın simgesi durumundaki bu heykeli görmemek de olmaz. Kanal turu ile yakınından geçsek de içim rahat etmedi ve kara yoluyla da yanına kadar gittik. Etkileyici de değil ama gitmeden, görmeden de duramadım. 

Kucuk_deniz_kizi

Tivoli Bahçeleri: Dünya’nın en eski ikinci eğlence parkı olan Tivoli şubat ayında gittiğimiz için kapalıydı. Bahar ve yaz döneminde eminim çok eğlenceli olacaktır.

CarlsBerg Bira Fabrikası: Biranın tüm yapım aşamalarını görüp, 2 tane de tadımlık içebiliyorsunuz. Daha önce bira fabrikası ziyaret etmediyseniz farklı bir deneyim olabilir.

Christiana Bölgesi: Kopenhag içindeki özgürlükler bölgesi. Gitmeden önce bu ilginç bölgeye ilişkin biraz araştırma yapmıştım. Christina kendi kurallarını, bayrağını, kültürünü oluşturmuş ve uzun mücadeleler sonucunda kısmen özerkliğine kavuşmuş bir bölge. Şöyle ki, bu bölgeye araba ile giremiyorsunuz, her yerde fotoğraf çekemiyorsunuz, bu konuda çok katı kuralları var. Uyuşturucu serbest ama o kadar denetimliler ki olay çıkmıyor. Ortamda huzursuzluk çıkaracak birini hemen bölgeden çıkartıyorlar. Bu bölgede yaşayanlar gönüllerinden koptuğu kadar devlete elektrik, su parası da ödüyormuş. Kopenhag’a yolunuz düştüyse Christiana bölgesini de görmenizi mutlaka öneririm, güvenlik açısından hiç bir problem yok.

Christiana_Bölgesi

Meraklısına notlar,

Şehirde ulaşım çok kolay; gece 01:30 da uçaktan inmemize rağmen hostelimize kolayca ulaştık. Sabaha kadar çalışan metro dışında, otobüs ve havaalanı -şehir merkezi arasında ring seferler yapan özel şirketler de bulunuyor. 

Konaklama maliyetleri maalesef çok yüksek. Bu nedenle gitmeye karar verdiğinizde konaklamayı son dakikaya bırakmayıp hemen yer araştırmanızı tavsiye ederim.

Kopenhag’dan İsveç – Malmö’ye tren ile 15-20 dakika içinde geçebiliyorsunuz. Eğer vaktiniz varsa ve özellikle hava güzelse tavsiye edebilirim. Yoksa kış aylarında iseniz kolayca gideceğiniz Malmöde pek bir şey bulamadan sadece bir yemek yiyip geri dönebilirsiniz. Gerçi Danimarka’da iken sadece bir öğle yemeği için İsveç’e gitmiş olmak da kulağa havalı geliyor  ama sadece bu kadar.. Bu yolculukta Danimarka ve İsveç’i birbirine bağlayan Øresund köprüsü kullanılıyor.

Malmö

Kızıldeniz’den Tapınaklara| Hurgada | Luxor | Abu Simbel

Kızıldeniz’den Tapınaklara| Hurgada | Luxor | Abu Simbel

Abu Simbel

 

Bir Hurgada tatili sadece Kızıldeniz’de balık kovalayarak geçer mi, elbette geçer ama isterseniz balıklarla birlikte bir de tapınakları kovalayabilirsiniz. 3 günlük mini Hurgada programımızı   Luxor, Aswan – Abu Simbel ve bir gün Kızıldeniz’de şnorkel olarak planladık.

Ayarladığımız 2 günlük tur kapsamında Luxor ve Aswan-Abu Simbel vardı. Hurgada’da pek çok turizm ofisi Luxor’a günübirlik tur düzenliyor, fiyatlar 40 usd civarında. Ancak Aswan-Abu Simbel işin içine girdiğinde mesafe çok arttığı için fiyatlar yükseliyor ve özel bir tur ayarlamanız gerekebiliyor. Gerçi Aswan ve Abu Simbel’e tek gidiş yolu bu değil. Kahire’den trenle ya da araçla Aswan’a gelip Abu Simbel’e ulaşabilirsiniz.

Luxor:
Hurgada – Luxor arası yaklaşık 3 saat, sabah 05:30 da yola çıkıyoruz.
Luxor programımız oldukça yoğun ve yorucu çünkü gezi alanları çok geniş ve hava çok sıcak.

İlk durağımız Kraliçeler Vadisi ve Hatşepsut Tapınağı. Bir dağın eteğine ve hatta içine  3000 yıl önce oyulmuş bu mezar ve tapınaklar inanılmaz güzel, duvar resimlerindeki renklerin bir kısmı hala canlı…

Kraliçeler Vadisi
Sonraki durağımız Colossi of Memnon. Burdaki dev heykellerde fotoğraf molası verip yola devam ediyoruz. 

Colossi of Memnon

 

Luxor’da son durağımız dünyanın en büyük dinsel kompleksi olarak geçen Karnak Tapınağı. Gördüğüm en etkileyici tapınak olduğunu söyleyebilirim. Programımızın yoğunluğından dolayı tapınağı öğle saatlerinde ziyaret ettik, güneş fotoğraf çekmek için çok uygun değildi. Sabah erken ya da akşamüzeri geç saatlerde orada olmayı çok isterdim.

Karnak Temple

 

KarnakTemple

 

Aswan:
Luxor – Aswan arası 4 saat sürüyor. Bu yolda size Nil nehri eşlik ediyor. Nil’in değdiği dokunduğu her yer yemyeşil iken uzakta kalan her nokta sarı…

Nil
Aswan’da eski şehir içindeki çarşıda yer alan oldukça eski bir otelde konakladık. Tur kapsamında sunulan konaklama, kahvaltı ve yemeklerde beklentiyi yüksek tutmamak gerekiyor, benden söylemesi. Akşam yemeği için rehberimizin tavsiyesi ile Makka Restaurant’ta gittik; sanırım o bölgede bulabileceğimiz en iyi yerdi.

Abu Simbel:
2.Ramses’in izinde bu sefer 03:30 da yollara düştük. Abu Simbel’e gidecek tüm tur araçları ortak bir alanda toplanıyor, bu toplanma noktasında her araca bir görevli/polis veriliyor ve saat 04:00 te konvoy halinde yola çıkıyorsunuz. Bu uygulamanın sebebi güvenlik. Aswan- Abu Simbel arası 3 saat sürüyor.  Tapınağı gezmek için 3 de saatimiz var, saat 10:00 da Aswan’a dönüş için tekrar yola çıkıyoruz. Bu kadar yola ve yorgunluğa değer mi peki? Kesinlikle değer; yine olsa yine giderim!

AbuSimbel

 

Olmazsa olmaz Kızıldeniz:
Dalış yapanların haç yeri olarak geçen Kızıldeniz gerçekten bir cennet. Hurgada’ya giden turistlerin büyük çoğunluğunu su altı ile ilgilenenler oluşturuyor. Biz de son günümüzü şnorkele ayırdık; 2 ayrı resif noktasında yüzme molası ve Giftun adasını kapsayan tüm günlük şnorkel turuna 15 usd ödedik. Deniz altı o kadar renkli ve muhteşemdi ki dinlenmek için bile sudan çıkmak istemedik. Diğer şnorkel deneyimlerimden farklı olarak teknede görevli ekip her an bizimle birlikte denizdeydi ve bize eşlik ettiler. Bu, özellikle şnorkeli ilk defa deneyenler için büyük avantaj. Bir günümüz daha olsa yine balıkların peşinde denizde geçirmeyi isterdim.

 

Meraklısına bir takım notlar;

Hurgada havaalanı şehre oldukça yakın, ama taksi fiyatları için sıkı pazarlık etmek gerekiyor. Mısır için en genel geçer kural her şey için pazarlık etmeniz. Bu kurala uyarak 20 usd teklif edilen taksi ücretini 10 usd’a düşürmeyi başardık.

Karnak Tapınağı’nın gece aydınlatılmış halinin de çok etkileyici olduğu her halinden belli. Ayrıca gece giriş ve bir takım ışık gösterileri olduğunu da okumuştum. Ben yapamadım ama vaktiniz varsa tavsiye ederim.

Her yerde pazarlık etme olayı biraz sıkıcı olsa da istisnaları var. Şehir merkezindeki ana cadde üzerinde karşınıza çıkan büyük mağazalardan hediyelik eşyalarınızı alabilirsiniz. Buralarda pazarlık etmenize gerek kalmıyor.

Yola çıkmadan önce okuduğumuz blog ve sitelerde sürekli kontroller ve rüşvet nedeniyle araç kiralamamız tavsiye edilmemişti. Yollardaki polis kontrol noktalarının sıklığını gördükten sonra hakveriyorsunuz. Mısırda yanınızda yerel birileri olmadan özel araçla seyahat etmek çılgınlık demek.

Nil Nehri üzerinde feluka adı verilen tekneler ile gezinti yapamadım, çok içimde kaldı. Luxor ya da Aswan’da denemenizi öneririm, ben bir sonraki gezime bıraktım.

Nil River

Trenle Sofya

Trenle Sofya

sofya_02

Geçerli vizemiz bitmeden Sofya’yı ziyaret etmek istiyordum ama hayat bu. İş, güç, sorumluluklar, sürprizler; her zaman plan, program yapamıyor insan. Sofya bu nedenlerle biraz son dakika gezisi oldu. Vizenin bitimine 5 gün kala Sirkeci’den gidip aldığımız biletler ile o akşam yola çıktık.

Sofya yolculuğu benim ilk uzun tren yolculuğum olacağı için biraz heyecanlıydım. Heyecanım bilmediğim bir şehre gitmenin yanı sıra daha önce hiç deneyimlemediğim bir ulaşım şeklini yaşayacak olmamadan kaynaklanıyordu. Tren gerçekten çok keyifli ve konforlu bir ulaşım aracı imiş, bu kadar geç keşfettiğim ve çok yaygın ulaşım ağlarımız olmadığı için çok üzgünüm. Sofya’ya saat 11:00 civarı varmamız gerekirken biraz rötarlı vardık. Yollarda vakit kaybı benim için panik, sinir, stres sebebi iken hiç olmadığım kadar rahattım. Sanırım bunda yola çıkmadan önce yanımıza aldığımız dergiler, kitaplar, film, müzik, kahve ve yiyeceklerin de etkisi vardı; trende hiç sıkılmadan zaman geçirilebiliyor.

Yazmadan geçemeyeceğim; yurtdışına çıkan tüm trenler yataklıymış. Her milletten insanla  üstelik de ‘kızlı erkekli (!)’  yolculuk yapabiliyorsunuz, en çok bu kısmı hoşuma gitti. Yolcu profili genel olarak  üniversite öğrencisi ya da yeni mezun ve sırtçantalı.

Sofya’ya gelirsek, Sofya çok sakin ve düzenli. Hatta bir başkent için fazla sakin bir şehir bence. Cumartesi günü dolaşırken insanlar bu şehri terk mi etti acaba diye düşündüm. Ben hareketli, cıvıl cıvıl, hatta kaos dolu şehirleri seviyorum.

Ulaşım ağı yaygın, şehir düzenli ve kolay. Kaybolmak neredeyse imkansız.  Görmek istediğimiz her yeri şehir merkezinden başlayıp bir cadde boyunca buluyoruz neredeyse. Şehirde merkezden az biraz uzaklaşınca  binalarda, eski yerleşim yerlerinde komünist rejimin etkisi ya da havası hissediliyor. 

Şehir merkezinde gezimize Alexander Nevsky Katedralinden başlayıp Aziz Sofia Kilisesi, ulusal müze, tiyatro  ve galeriler, Cumhurbaşkanlığı ve hükümet binalarına ile devam ediyoruz. Burdan devam ettiğinizde de meşhur Sofia Heykeline ve oradan da Mimar Sinan yapımı olan Kadı Seyfullah Efendi Camii’ni ulaşıyoruz.

Yemekler çok ucuz ve lezzetli.  Kahvaltıda mutlaka böreklerinden denemenizi öneririm, zaten mis gibi kokuları ile pastaneler sizi kendine çekiyor.  Şehir merkezindeki Happy Grill gün içinde atıştırmak için ideal.  Chevermeto yöresel lezzetleri tatmak için güzel bir mekan; akşamları yöresel müzik ve eğlenceler de oluyormuş. Fiyatlar ise çok uygun.

sofya_05

Gezimiz sırasında hükümeti protesto gösterilerine denk geldim. Bizim #Gezi protestolarımız ile  karşılaştırıldığında hem protestocular hem de polis çok olması gerektiği gibi davranıyordu. İnsanlar ellerinde bayraklar, düdükler, alkışlarla protesto ediyor; polis de sadece izliyordu. Biber gazı, tomalar, tazyikli sular, çevik kuvvetler ortada yoktu. Tekerlekli sandalye ile gelen bir protestocuyu gördüğümde  kendi ülkemizdeki manzaraları düşününce içim acıdı…

sofya_03